Charles Darwin (1809-1882)

"Hiç kimse ondan daha iyi mücadele etmedi, kimse Charles Darwin'den daha talihli olmadı. Büyük bir gerçeği keşfetti; ayaklar altında çiğnendi, yobazlardan hakaretler işitti ve tüm dünya onunla alay etti. Keşfettiği gerçeğin, esas olarak, kendi gayretleri sayesinde, bilim aleminde geri dönülmez biçimde kabul gördüğünü ve artık sökülemeyecek biçimde insanların zihinlerine yerleştiğini görecek kadar uzun yaşadı."

Thomas Henry Huxley

Dünya'yı farklı kılan 19. yüzyılın en büyük doğa bilimcisi Charles Robert Darwin 12 Şubat 1809'da Sherwsbury'da doğdu. Büyükbabası Erasmus Darwin hekim, şair ve doğa bilimciydi. Babası da doktordu. Annesi ünlü çömlekçi Josiah Wedgwood'un kızıydı. Sekiz yaşında annesini kaybeden Charles'ın bakımını ablaları üstlendi. Çocukluğunda balmumu damgalar, posta pulu benzeri posta damgaları, deniz kabukları, kuş yumurtası, böcek, taş ve mineraller biriktiren Charles, tıp okumak için gittiği Edinburg Üniversitesi'nde başarılı olamadı. Aneztezi olmadan yapılan ameliyatları izlemeye dayanamadı. Bu kez papaz olmak üzere Chambridge'e gönderildi; botanik profesörü John Henslow ile tanışması onu doğayı incelemeye yönlendirdi.

Darwin, 1826'da bir doğa bilimleri kulübü olan Plinius Derneği'ne katıldı. 1831'de Cambridge'deki Christ's College'i bitirince, bir tabiat bilgini olmaya karar verdi. Bu sırada İngiliz Deniz Kuvvetleri, Güney Amerika kıtasının güney kıyılarının haritasını çıkarmak için yolculuğa çıkacak olan Beagle adlı gemi kaptanı Robert Fitzroy'a eşlik edecek bir doğa bilimci aramaktaydı. Henslow, bu görev için Darwin'i önerdi. Bu gezi Darwin için bilimsel meslek yaşamının başlangıcı oldu.

Yirmi iki yaşındaki genç doğa bilimci Darwin, 1831'de Beagle adlı yelkenliyle Plymouth'dan, dünyayı dolaşacak olan araştırma gezisi için denize açıldı. Darwin'in Beagle yolculuğu sırasında karşılaştığı her şey, Tierra del Fuego'nun ilkel insanlarından Galapagos adalarının meşhur ispinoslarına, depremler ve volkanik patlamalardan, mercan polipleri, And dağlarının üç bin altı yüz metre yüksekliğinde oluşmuş deniz kabuğu fosillerine kadar ve insanın kökenine ilişkin bilinen her şeyi altüst eden fikirleri ortaya atmasına neden oldu. Darwin'in tüm fikirlerinin kökeninde 1835'de Galapagos Adları'na yapılan yolculuk vardı. Darwin'in Beagle serüveni yaklaşık beş yıl sürdü; bu geziden yedi yüz yetmiş sayfalık günlük, zooloji ve botanik üzerine binlerce sayfalık notlar, bir o kadar kuş, bitki, böcek ve kaya örnekleriyle döndü.

Darwin (1838-1841) yılları arasında üyesi olduğu Jeoloji Derneği'nin "Geological Society" sekreterliğini yaptı. Beagle gezisi dönüşünde Darwin, bu kez düşüncelerinde bilimsel bir yolculuğa çıkarak 1838 sonunda en büyük eserinin özünü oluşturtu; evrim kuramı ve doğal seçilim. 1839-1843 yılları arasında Beagle gezisi ile ilgili zoolojik bulgular üzerine beş ciltlik bir eser yayımladı. Mercan resiflerini, volkanik adaları ve Güney Amerika'nın jeolojisini anlattı. Beş yıllık gezinin sonuçlarını yayımlamak Darwin'in tam on yılını almıştı. 1858'de Londra'daki Linnaean Society'de güçlüleri yaşatıp güçsüzleri öldüren tabiat yasası üzerine bir bildiri okudu. Hayvanların, bitkilerin çevreye uyma ve değişme teorisini, gelişme teorisi izledi. Charles Darwin, Türlerin Kökeni'ni yayımladığında elli yaşındaydı. Evrim kuramıyla ilgili aykırı düşünceleri çok tartışma çıkaracağa benziyordu. Darwin'n tehlikeli düşüncelerine karşı kilisenin saldırıya geçmesi kaçınılmazdı. Sonunda öyle de oldu.

Evrim teorisi tabiat bilimin tümüyle değiştiriyordu. 1859'da yayımlanan Darwin'in büyük eseri "The Origin of Species" bin iki yüz elli adet basılmıştı; bir gün içinde tükendi. Ardından gelen eserleriyle teorisini geliştirdi. Bunun üzerine din adamları ve eğitimciler arasında tartışmalar çıktı. Evrim fikrine ilişkin çatışma Darwin'i hasta etti. Darwin 1839'da kuzeni Emma Wedgwood ile evlendi. Londra'dan ayrılarak Down'a yerleşti. Ölünceye kadar teorilerini kanıtlamaya çalıştı. Fransız Akademisi'ne seçildi. 19 Nisan 1882'de öldü. Ünlü bilginin evrim macerasını, Alan Moorehead'ın "Darwin ve Beagle Serüveni" adlı eserini okuyarak anlayabilirsiniz. Yapıttan bazı bölümler aşağıya alınmıştır:

Galapagos Adaları…

"Öğle güneşinin altında iyice ısınan kupkuru, kavruk zemin tıpkı kızgın bir fırın gibiydi. Adanın havası boğucu ve kasvetliydi. Bize sanki çalılar bile kötü kokuyor gibi geldi." Darwin'in Galapagos Adaları'yla ilk karşılaşması böyle olmuştu. Güney Amerika'nın batı kıyılarından yaklaşık bin kilometre açığında bulunan Galapagos Adaları, Tahiti'den sonra Pasifik'in en ünlü tropikal adalarıydı. Gemiler buradaki kaynaklardan tatlı su depolarını doldurur, et gereksinimleri için kaplumbağa yakalardı. Galapagos, İspanyolcada dev kaplumbağa demekti. Daha sonra denizciler tarafından dev kaplumbağaların binlercesi katledildi. 15 Eylül 1835 tarihinden beri yolda olan Beagle bir aydan uzun bir süre Galapagos Adaları'nı dolaştı. Adalarda yaşayan canlılar sürüngenler, kuşlar ve eğrelti otları yöreye özgüydü. Adalardaki birçok yaratık çeşitli yönlerden ilginçti: Uçamayan karabataklar, soğuk-deniz hayvanı oldukları halde beklenmedik bir şekilde bu tropikal sularda yaşayan penguen ve foklar, bir de kertenkelelerin sırtından kene avlayan kırmızı bir yengeç türü ve Darwin'in "İğrenç görünüşlü bir yaratık" dediği deniz iguanası. Covington'la içerilere doğru yürüyen Darwin, katılaşmış siyah lavların arasında gezinen devasa sürüngenler, yapraksız bodur çalılar ve dev kaktüslerden oluşan antik çağlardan kalma bir manzaranın ortasında kaktüsler arasında karınlarını doyuran kocaman iki kaplumbağaya rastladılar. Tamamen sağır olan kaplumbağalar, adamlarla göz göze gelene kadar onları fark etmediler. Fark ettikten sonra ise yüksek sesle tıslayarak kafalarını içeri çektiler. Bu hayvanlar o kadar iriydiler ki, onları kaldırmak ve ters çevirmek olanaksızdı. Darwin ve Covington bunu denediler, hatta Darwin, birinin sırtına binip kısa bir gezinti yaptı. James Adası'nda Darwin karada yaşayan yirmi altı kuş türü saptadı; hepsi de yeni türlerdi. İnanılmaz ölçüde ehlilerdi. İnsandan korkmayı daha önce öğrenmediklerinden Darwin'i zararsız, iri bir hayvan olarak algılıyor, yanlarından geçerken aldırmadan dallarda oturmaya devam ediyorlardı. Darwin bir şahini silahının ucuyla tünediği daldan iteledi. Bir alaycı kuşu elindeki tastan su içmeye geldi. Kayalar arasındaki gölcüklerde istediği kadar kumru veya ispinozu sopası, hatta şapkasıyla yakalayabiliyordu… Gemiye çıktıktan sonra Darwin türleri sınıflandırmaya koyuldu ve önemli bir konu derhal dikkatini çekti: Örneklerin çoğunluğu bu adaların dışındaki hiçbir yerde mevcut olmayan türlerdi. Gerçi bunlar Güney Amerika'daki bazı türlerle birtakım benzerlikler yaşıyorlardı; ama yine de çok farklıydılar… Küçük ispinoz kuşlarında farklar daha da belirgindi.

Evrim Savaşları…