Tagore -Rabindranath Thakur- (1861-1941)

"Olduğun gibi gel, giyinip süslenerek gecikme,
Çimenlerin üstünden, hızlı adımlarla gel.
Şebnemlerden ayakların birbirine dolansa,
Halhalların sesi azalsa,
Gerdanlığından inciler düşüp kaybolsa bile aldırma,
Çimenlerin üstünden, hızlı adımlarla gel.
Göğü saran bulutları, görüyor musun?
Uzaktaki nehir boyunda yabani kuş sürüleri havalanıyor,
Çimenlerin üstünde kasırgalar büyüyor,
Ürken sürüler ağıllara koşuyor,
Göğü saran bulutları, görüyor musun?
Kandili boşa yakma, rüzgarda ürperir ve söner.
Kaşlarına kandil isinden sürme çekmediğini, kim anlayabilir?
Güzel gözlerin, yağmur bulutlarından daha karadır.
Kandili boşa yakıyorsun bak söndü,
Olduğun gibi gel, giyinip süslenerek gecikme."

Rabindranath Tagore

"Uyudum, rüyamda hayatın sevinç olduğunu gördüm, sonra uyandım. Çalışmaya başladığımda, bir de baktım, görev de sevinç olabiliyormuş" diyen Hintli yazar Tagore, bir Kavi'dir. Sanskritçede Kavi şair, filozof ve peygamber sözcüklerinin anlamlarını barındırır içinde; yazdığı şiirlere de Kavya denir. 1861 yılında soylu bir ailenin on dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Batı düşüncelerine açık ve şiire ilgi duyan bir ortamda yetişti. Hukuk okumak üzere İngiltere'ye gönderildi. Burada Batı edebiyatı ve müziğiyle ilgilendi. İngiliz şairi William Wordsworth'den ve Sanskrit edebiyatının büyük şairi Kalidaşa'dan etkilendi.

Tagore'un düşünce dünyasını olgunlaştıran Bengalli Raca Rammahun Roy oldu. 1930'da Hindistan'da Brahmo Samaj adıyla yeni bir dinin kurucusu olan Roy, Hinduluk, Müslümanlık ve Hristiyanlığı bir çatı altında toplamıştı. Brahmo Samaj dini, mucize ve kerametleri bir kenara iterken, bilgelik ve aşkın esin kaynağı insanı ve dünyayı yücelten tek bir Tanrı'ya inanıyordu; başlıca ilkeleri kardeşlik, ahlaklılık, insanseverlik, kadının yüceltilmesi ve kastların kaldırılmasıydı. Bu inanç sistemi Tagore'un babası tarafından geliştirilmişti.

Evrenin bütününü Tanrı kabul eden Panteist görüşün savunucusu Tagore tüm dinlerin doğruluğunu ve hoşgörü anlayışını yaydı. Şiirlerinde lirizmle, mistisiszmi harmanlayan Tagore 1881'de "Bir Avrupa Yolcusunun Mektupları"nı yayımladı. Ardından "Walmiki'nin Dehası" ve "Trajik Av" adlı yapıtları geldi. Aynı dönemde "Akşam Türküleri" ile "Sabah Türküleri" adlı lirik şiirlerinde panteist din anlayışı ile doğa sevgisi ağır basıyordu. Felsefi nitelikli gençlik yapıtlarında eski Hint bilgeliğini, Batı kültürü ile harmanladı. Tagore'un "Balak-Kuğu Sürüsü" adlı şiir kitabında Bergson felsefesinin izleri görülür.

Tagore 1881'de kendi kastından on yaşında bir kızla evlendi. 1901'de Bengal'i dolaştı ve aynı yıl, Santiniketan adında bir okul kurdu. Bu okulda öğrencileri tarafından "Kutsal Murşit" olarak kabul edildi. Batı ile Hint geleneklerini kaynaştıran bu okul daha sonra Vishna Bharati Üniversitesi'ne dönüştü. Fiozof bu üniversite'de kendi görüşlerini Hint halkına yaydı. Bu dönem yapıtlarından "Çitra" adlı yapıtında ideal kadın güzelliğini yücelten şair, ardından "Raca", "Karanlık Odadaki Kral" ve "Posta" adlı dramlarını yazdı. (1902-1907) yılları arasında art arda eşini, çocuklarını, babasını ve yakınlarını kaybetti.

"Milli Hareket" adlı siyasi içerikli yapıtında Tagore, Hindistan'ın bağımsızlığını savundu. Ülkesinin İngiliz emperyalist boyunduruğundan kurtulması için ılımlı bir üslupla çaba harcayan şaire, 1915'de İngiliz imparatorluğu tarafından "Sir" unvanı verildi. Ancak İngilizlerin Pencap ayaklanmasını Amritsar kıyımı ile kanlı bir şekilde bastırması üzerine Tagore bu unvanı geri iade etti; yakın dostu Gandhi'nin başlattığı direnişin yanında yer aldı. "Büyüyen Ay", "Bahçevan", "Meyva Zamanı" adlı lirik şiir kitaplarını, "Gora", "Yurt ve Dünya" adlı romanlarını "Makine", "Mükemmelleşme Yolu", "Felsefe Konferansları Derlemesi" ve "Hatıralarım" adlı otobiyografik yapıtlarını yayımladı. Bengal dilinde yazdığı şiirlerinin tümünü İngilizceye çevirdiğinden Dünya, onu daha çabuk tanıdı. Tagore, 1913'de Nobel edebiyat ödülünü aldı. Filozof, 1941'de Kalküta'da öldü.