Doğduğum Yer "Gelibolu"

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgarları eserdi,
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köylerde güzeldi
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

Cahit Külebi

Yüreğimi ince bir sızı ile acıtan çocukluk anılarım, doğduğum yere olan özlem ve bağlılığımı yok edemedi. O yer, o güzel kasaba, benim için bir sığınak oldu sömestri ve yaz tatillerinde. Küçük bir kızken yalağında ayaklarımı yıkadığım, üzeri çitlenbik kümeleriyle örtülü Neşati çeşmesi ve karabaşlı kurbağa yavrularını yakaladığım Neşati Deresi hala akıyor. Bahçe duvarlarından başını uzatan aşı güllerinin, ahşap evlerin kirişlerinden sarkan kavun, ayva ve üzüm salkımlarının kokusu ise duyulmuyor artık. Bağlar ve meyve bahçeleri bozulmuş, kavun, karpuz tarlalarındaysa, çok katlı siteler yükseliyor şimdi. Ama her zaman halkın en önemli geçim kaynağı olan sardalya fabrikalarından, iç limandaki lokantalardan ve güçlükle ayakta duran, eski ahşap evlerin sıralandığı sokak aralıklarından balık kokusu duyabilirsiniz.

Benim doğduğum yerleşim yerinin kimler tarafından, ne zaman kurulduğu bilinmez ancak tarihinin karşı kıyıdaki Truva kadar eski olduğu kesindir. Kuruluşuyla ilgili iki söylenceden birisi, Dor istilası sırasında Yunanistan'dan kaçan halk tarafından, ikincisinin ise Kelt kökenli Galler tarafından kurulduğu ve Romalılar zamanında Galler şehri anlamına gelen "Gallipoli" adının verildiğidir. Osmanlı dönemindeyse adı Gelibolu'ya dönüşür. Halk arasındaysa Gelenibol, Gülübol ve her zaman rüzgarlı olduğu için Yelibol gibi adlar almıştır.

Benim doğduğum yerde poyraz ve lodos rüzgarları sürekli, bıkmadan usanmadan eserler. İnce, uzun yarımadayı mavi koylar, dantel gibi kumsallar ve dik yarlar çevreler. Koru dağının çam ormanları kıyılara inildikçe seyrelir, yerini zeytin, meşe ve ahlat ağaçlarına bırakır. Yarmadanın Boğaz ve Saroz kıyıları boyunca, denizin camgöbeği mavisi koyudan açığa yeşilin her tonuyla kucaklaşır.

Mitolojik söylenceye göre, Afrodit Mabedi'nin güzel sahibesi Hero, Abidoslu Leandros'a burada aşık olur. Evlenmesi yasak olan Hero, her gece Sestos kayalıklarında elindeki fenerle sevdiğine işaret verip yol gösterir. Ve her gece Leandros Boğaz'ı yüzerek geçer ve sevgilisiyle kucaklaşır. Bu gizli görüşmeler ne kadar sürer bilinmez. Bir gece aniden çıkan hoyrat fırtına feneri söndürür. Leandros nereye yüzdüğünü bilemez ve karanlık dalgalar arasında kaybolur gider. Sevdiğinin ölümüne dayanamayan Rahibe Hero'da Sestos kayalıklarından Boğaz'ın hırçın dalgalarına bırakır kendini. Söylenceye göre, iki sevgiliyi denizler tanrısı Poseidon, okyanusun dibindeki mercan sarayında konuk eder. Bu gün Hero ile Leandros'un öldüğü kayalıklarda bir deniz feneri yükselir.

Benim memleketimde pek çok söylence, tarihi gerçeklerle örtüşür. Pers İmparatoru Kserkses Marathon yenilgisinin öcünü almak üzere Yunanalılara savaş açtığında ordusunu Anadolu'dan Trakya'ya bu topraklardan ve sulardan geçirmek ister. Sürekli esen güçlü rüzğarlar köprü yapımını engeller, Kserses'in emriyle deniz cezalandırılır. Yüzlerce kırbaç vurulur, yetmez kızgın demirlerle dağlanır. Kserkses, "İstesen de istemesen de ben, seni aşıp ordularımı karşıya geçireceğim. Efendine karşı gelemezsin" diye uyarır hırçın dalgaları.

Sonunda altı yüz yetmiş dört gemi iki sıralı halatlarla birbirine bağlanarak üzerlerine kalaslar döşenir ve Çanakkale Boğazı üzerinde dünyanın ilk köprüsü mö. 480 yılında kurulur. Kserkses, başarısının anısına, altın bir kılıçla bir kupayı boğazın sularına atar, uğur getirsin diye. Tarihçi Herodot'a göre, iki milyonu bulan Pers ordusunun, atları ve arabalarıyla Gelibolu yarımadasına geçişleri yedi gün yedi gece sürer.

Yüz kırk altı yıl sonra Büyük İskender bu kez ordularını Gelibolu üzerinden Anadolu'ya geçirir ve bölgede Makedonya egemenliği başlar. Avrupa ile Asya'nın bu önemli geçit yolu sırasıyla Bergama Krallığı'nın, Roma İmparatorluğu'nun ve Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine girer.

Osmanlı İmparatorluk döneminde Gelibolu çok gelişir. Osmanlının ilk ve en büyük tersanesi burada kurulur. Deniz üssü ve Kaptan Paşalık Eyaleti olur. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde Gelibolu halkının iyi birer denizci olduklarını yazar. Osmanlının ünlü denizcilerinden Kemal Reis ile Piri Reis, burada doğar ve denizci olarak büyürler.

Türk denizciliğinin gurur kaynağı ve coğrafya bilgini Piri Reis, çocukluğunda Akdeniz'in ünlü korsanlarından olan amcası Kemal Reis'in yanında büyür ve o da korsan olur. Akdeniz, Ege, İspanya ve Afrika kıyılarını gezerek haritalar çizer. O iyi bir gözlemcidir. Gözlemlerini, denizcilere yol göstermek amacıyla yazdığı, bir deniz klavuzu olan "Kitab-ı Bahriye" adlı eserde toplar. Bu eserini ve Dünya haritalarını Gelibolu'da hazırlar. O şöyle der:

"İnsan yazmazsa her şeyi unutur. Onun için en iyisi yazmaktır. Ben her gördüğümü not ettim. Hep geze geze yazdım. "

Ünlü denizci, 1528'de çizdiği İkinci Dünya Haritası'nda keşiflerin tümünü gerçeğe uygun olarak belirtir. Onun ilgi uyandıran bu haritalarının evrenin çok eski çağlarda yaşamış yüksek teknolojiye sahip bir uygarlıktan kalma haritalardan kopye edildiğini düşünenler bile vardır. Ünlü korsan denizci, II. Bayezid döneminde Osmanlı donanmasına katılıp Reis olur. Hint seferlerine katılır ve donanmayı Aden'de bıraktığı için Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle yaşlı bilgin idam edilir. Ünlü Türk denizcisi Piri Reis'in yaşamı, doğduğu kent Gelibolu'dan çok uzaklarda, 1554 yılında Kahire'de son bulur. Bu gün Kanuni'ye inat, Gelibolu limanında onun anısına dikilen heykel, sürekli Boğaz'ın sularını gözetler gururla.

Piri Reis'ten yaklaşık bir yüzyıl önce Sultan II. Murat devrinde yaşayan ve Yazıcızadeler diye anılan din bilginleri, Mehmet ve Ahmet Bican kardeşler de Gelibolu'da yaşamışlardır. Muhammed Yazıcızade, Tanrı'nın ve elçisi Muhammed'in güzel sıfatlarını anlattığı "Muhammediye" adlı manzum eserini Gelibolu'da yazmıştır. Kuru ekmek ve sudan başka bir şey yemeyen bu nedenle cansız anlamında "Bican" denilen bilgin, Muhammediye'yi yazabilmek için Gelibolu'nun fener kayalıklarındaki çilehanede yedi yıl boyunca bir kaya kovuğunda yaşayarak çile çekmiştir. Çilehanenin hemen yanında, Azaplar Namazgahı yer alır. Bir zamanlar leventlerin denize açılmadan önce topluca namaz kıldıkları açık hava tapınağının üçgen alınlıklı kapısı, falezler üzerinde yükselir.

Türk milliyetçiliğinin öncülerinden Namık Kemal de Gelibolu'da iz bırakanlardandır. 1872'de İstanbul'dan uzaklaştırılan Namık Kemal, Mutasarrıf olarak Gelibolu'ya atanmıştır. Ünlü eseri Vatan Yahut Silistre ile Evrak-ı Perişan'ı burada yazmıştır. Ünlü Şair 1888'de ölünce vasiyeti üzerine Bolayır'a, Gelibolu fatihi Gazi Süleyman Paşa'nın yanına gömülmüştür. Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan süreçte adını duyuran düşünür ve yazar Doktor Adnan Adıvar da Gelibolu doğumludur. Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal ile görüş ayrılığına düşen ve yaşamının uzun bir dönemini Yurt dışında kaçak olarak geçiren Adnan Adıvar, doğduğu yerde iz bırakmayanlardandır.

Gelibolu halkı son derece aydın fakat bir o kadar da gelenek ve göreneklerine bağlıdır. Onları sevgi ve güzellikle yaşatır. Benim doğduğum yerde, gelin kızların ellerine hala kınalar yakılır. Kırmızı ipek kreplerin oyaları uçuşurken hıdrellezlerde, denize umut dolu kırk taş atılır. Çömlekten çıkan her yüzük için sevgiliye maniler okunur:

Yeleğimim cebinde
Mavi boncuk nazarlık
Benim yare hediyem
Bir ufacık gerdanlık.

Sünnet çocukları pırıltılı giysilerle, davul-zurna eşliğinde at üzerinde gezdirilir. Ve sünnet çocukları kendilerine sunulan şerbetin bardağını, yere çalarlar erkekliğe adım atmanın sevinciyle. Loğusa döşekleri atlas örtüler, telli bohçalarla süslenir, dürüler "hediye" duvarlara asılır, yeni doğan bebeğe bolluk ve bereket getirsin diye. Benim memleketimin yerli aileleri soyadlarını gururla taşısalar da, hala lakaplarıyla anılırlar; Nadirler, Beşdirekliler, Kalafatlar, Kireççiler ve Galalar diye… Benim doğduğum yerde insanlar panayırlarda kazançlarını, Sardalya Festivali'nde tuttukları balıkları, hüznü, mutluluğu ve yaşamı paylaşırlar; her geçen gün daha da güçlenerek eskiyen dostluklarda…

Nermin Özsel

sonra ›
‹ önce