Güç Kaynağı Fikirler...
Tarihte çok büyük güç kaynağı olan fikirler vardır. Böyle fikirler devletlerin yapısını değiştirir, insanlık tarihinin akışını etkiler. “Ulusal egemenlik” bu düşüncelerden birisidir. Ulusal egemenlik kavramının birbirinden farklı iki anlamı vardır. İç görünüşü ile ulusal egemenlik, ulusun kendi kendini idare etmesi, kendisini yönetecek olanları seçmesi anlamına gelir ve egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunu ifade eder. Dış görünüşü ile ulusal egemenlik, milletin özgür ve bağımsız yaşamasını, dışa karşı milletin birliğini ve bütünlüğünü belirtir.

Atatürk Türk ulusunun 1919’da başlattığı bağımsızlık savaşını Türk milliyetçiliğinden ve milli egemenlik ilkesinden güç alarak yönetmiş; çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun, kalıntıları üzerinde yeni bir Türk devletini bu ilkeye dayalı olarak kurmuştur. Türk anayasa hukukunda egemenliğin halka ait olduğunu gösteren bir belirti ne Tanzimat ne de Birinci ve İkinci Meşrutiyet dönemlerinde yoktur. Ulusal egemenlik ilkesi, Türk tarihine ve Türk devlet yapısına ilk kez Atatürk ile birlikte girmiş ve yerleşmiştir. Bu ilkeyi Milli Mücadele’nin ve kurduğu devletin temellerinden biri yapmış olması Atatürk’ün başarısını sağlayan etkenlerden biridir. Ulusun, varlığını sürdürmesi için bireyleri arasındaki ortak bağların çağlardan gelen niteliği değişmiş, ulus dinsel, mezhepsel, bağlantı yerine Türk ulusçuluğu bağıyla bireylerini toplamıştır. Bu aynı zamanda O’nun sağlam tarih bilgisinin, seçkin devlet adamlığının ve demokrasi idealine bağlılığının bir kanıtıdır.

Atatürk giriştiği siyasi hareketin sağlam fikirlere dayanması gerektiğine inanıyordu. Demokratik düşünce akımlarından ve son yüzyılların dünyaya getirdiği değişimlerden haberdardı. Çağın milli devletler çağı olduğunu ve demokrasi akımının büyük gücünü anlamıştı. Ulusal duyguları sağlam ve özgür yaşamak isteyen bir ulusun neler yapabileceğini sezmişti. En güçlü görünen imparatorlukların dağıldığını, en köklü monarşilerin çökerek yerlerini yeni rejimlere bıraktıklarını görmüştü. Aralarında sıkı bağ bulunan iki akım milliyetçilik ve milli egemenlik kavramları, Fransız Devrimi ile dünyayı sarmaya başlamıştı.

Atatürk ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasını sağlamak için tek çözüm yolu olarak ulusal egemenliği görmüştür. 1919’da ilan edilen “Milletin isitiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” parolası Erzurum ve Sivas kongrelerinden geçerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni kurulan devletin temel dayanağı olmuştur.

Türk devrimini, kendisinden öncekilerinden ayıran özellik bu devrimin ulusal boyutlarda başlaması ve tüm ulusu kapsamasıdır. Türk devriminin ulusallığının yanında evrensel yanı da vardır. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonraki dönemlerde yayılmacı devletlerin Asya, Afrika, Güney Amerika ve Avusturalya’da sömürüleri sürmekteydi. Bu güçler, çeşitli renk ve soydan gelen ulusları, bağımsızlık haklarından yoksun bırakmaktaydılar. Türk devriminin önderi Mustafa Kemal’in dilinde bunlar “Mazlum uluslar”dır. Büyük lider onlar için şöyle der:

Doğu’dan şimdi doğacak olan, güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu uluslarınınn uyanışlarını da öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki, gelişmeye ve refaha yönelik olacaktır. Bu uluslar, bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklale ulaşacaklardır.”

Mustafa Kemal’in mazlum uluslarla ilgili öngörüleri isabetlidir. Türk devrimi onlar için de esin kaynağı olur, ulusal kurtuluş ve ulusal bağımsızlık savaşları, Türk devrimini izleyen yıllarda birbirini izleyecektir.

Türk devrimi toplum ve devlet yönetiminde dinsel kuralları, bunlardan kaynaklanan yasaları, gelenekleri, bunların oluşturduğu düzeni ortadan kaldıran, onun yerine batıda gelişen pozitif düşünceyi, insan aklına dayalı yaşam biçimini koymak, devlet ve toplum yapısını bu yolda geliştirmek isteyen bir düşüncedir. Bireyler arasında ortak bağ olarak ulus olmayı ve ulusçuluğun gereklerini öngörmektedir. Türk devrimi, ulusal bir devrimdir; laik ve pozitif düşünceye dayalı olarak, bilimsel niteliktedir. Devrimin bir başka özelliği de, dogmacı olmayışı, kalıplaşmayı reddetmesidir.

Türkiye’de ulusal egemenlik, gücünü Tanrı’dan alan Osmanlı İmparatorluğu’nun sultan-halifesine karşı bir tepki olarak doğmuştur. Mutlak teokratik rejimi yıkarak ulusal güce dayanan demokraik rejimi yerleştirmek Türk devriminin ülküsü olmuştur. Bu ülküden hareket eden Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurup ulusal Kurtuluş Savaşı’na yasallık kazandırmıştır. Meclis’in kuruluşu ulusal savaşımı içte olduğu gibi dışta da güçlendirmiştir. Bağımsızlık savaşı, ulusal egemenlik ilkesinden güç alınarak, her konuda milletin haklarına titizlikle sahip çıkan bir meclisle kazanılmıştır. Büyük bir savaşın millet adına bir parlamento tarafından yönetilip yürütülmesi yalnızca Türk Tarihi değil Dünya Tarihi açısından da üzerinde durulmaya değer bir olaydır. 23 Nisan 1920 Türk Kurtuluş hareketinin ulusal devletini kurduğu tarihtir. Bu tarihte milli mücadele artık bir isyan hareketi olmaktan çıkmış, bir halk hareketinin ekseni etrafında gelişmeye başlamıştır. Bu eksen bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin özünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’dir.

Türk devriminin en büyük özelliği bir kurtuluş eylemi olarak başlaması, savaşın askeri ve siyasi anlamda başarıya ulaşmasından sonra değişimlere yönelmesidir. Bu değişimler, çağdaşlaşmayı amaç edinen toplumu bütünüyle değiştirecek köklü düzenlemelerdir. Türk devrimi, sömürülen, ezilen yok edilmek istenen bir ulusun, sömürgeci, yayılmacı güçlere, devletlere karşı “Tam Bağımsızlık” düşüncesinden doğmuştur. Devrimin bir başka özelliği sömürgeci, yayılmacı devletlere karşı olduğu kadar toplumun geri kalmışlığında etkili olan Osmanlı yönetimine karşı da geliştirilmiş olmasıdır. Atatürk için milli egemenli bir değerdir, bir varlıktır. Bir ulusun varlığıdır. O büyük insan, ulusal egemenliğe verdiği değeri şöyle belirtir:

Bütün dünya bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, o da milli egemenelik… Milli egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yok olmaya mahkumdurlar… Milletin irade ve emellerine uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır”

Hürriyetin de adaletin de dayanak noktası olarak milli egemenliği gören Mustafa Kemal Atatürk sözlerimi şöyle sürdürür:

Milletler kendi egemenliklerini mutlaka ellerinde tutmak zorundadır. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler, kendi talih ve kaderini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır. Egemenli kayıtsız şartsız milletindir ve milletin kalacaktır.”

Atatürk, egemenlik ilkesinin korunmasını ve devamını ister. Egemenlik ulusundur. Cumhuriyet, hürriyet ve demokrasinin özü budur. Ulus egemen değilse bu kavramlar yok olurlar. Atatürk, kendisinden sonra gelen yeni nesillere, halk egemenliğine dayalı çağdaş, laik bir cumhuriyet ve dinamik bir ideal bırakmıştır. Bıraktığı ilkeler, yeni nesillere ve demokrasi yolunda ilerleyen uluslara örnek olmayı sürdürecektir. Atatürk’ün Türk devrimini gençlere armağan etmesi anlamlıdır. Bununla devrimin korunması ve savunulması görevini gençlere vermekte, gençliğin uyanık bekçiliğine kutsal bir armağan olarak bırakmaktadır. İdealleri yaşatacak ve yüceltecek olan gençlere Atatürk, şöyle seslenmektedir:

İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu ben sözcüğü ile anlatamam. O, ben değil bizdir. O, yurdun her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim yaptıklarım, onların özlemini çektikleri şeylerin tatmini içindir. Yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur. O Mustafa Kemal sizsiniz… Hepinizsiniz…”


Kaynakça:
  1. Atatürkçülük I. “Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri”
  2. Atatürkçülük II. “Atatürkçlük ve Atatrkçülüğe İlişkin Makaleler”
  3. Atattürkçülük III. “Atatürkçü Düşünce Sistemi”
  4. Türk İnkılap Tarihi, Hamza Eroğlu.

Nermin Özsel

sonra ›
‹ önce