Osmanlı Sarayı'nda Kadın Olmak

 

"Avrupalı kadınların kıyafetlerini pek cazibeli buluyorum. Bizim kadınlarınkine daha çok tercih ediyorum. Eğer bu kadınlarla sosyal ilişkiler dış görünüşleri gibiyse, siz Frenklerin kadın cinsi ile serbest muaşarette bulunmanızı kıskanıyorum. Sizin sosyal yapınız bizde olduğu gibi kadınların dinen ve ırken kapatılmasına tümüyle aykırı ise de şunu da anlıyorum ki, terbiyeli kadınlarla görüşmek erkeğin tavırlarına denge getireceği gibi onun kaba karakterine de bir incelik ve nezaket bahşedecektir."


Sultan Abdülmecit

 

Kadının tarihte adı yoktur; ancak güçlü sultanın gözdesi olarak anılırsınız. Kadın olmak hele hele Osmanlı sarayında kadın olmak oldukça zorlu bir kaderdir. Yurdunuzdan yuvanızdan, sosyal yaşamdan koparılmış ve kapatılmış, kölelik düzeni içinde yaşam savaşı verirsiniz. Altın kafese kapatılmış küçücük bir kuş gibi çaresiz, çırpınır durursunuz. Zamanla siz de düzene uyum sağlar, katılaşır ve acımasızlaşırsınız. Yerinizi korumak için her yola başvurur, kaleminiz kuvvetliyse Hürrem gibi muhteşem Süleyman'a "Canım Paresi Sultanım" diye başlayan şiirsel aşk mektupları yazarsınız:

 

"Canım Paresi Sultanım,

öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet arttırıp saçar,

öyle selam ki gönül kapan şeker dudakların kavuşması gibi,

öyle dualar ki aşıkların avazı gibi yanık,

öyle övgüler ki, deruni arzuların ve kalbin meyillerinin
sözleri gibi ateşi şulelendirir.

 

Kölelik ve köle ticareti insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık tarihinin yerleşik düzene geçmesiyle birlikte, kölelik sisteminin de işlemeye başladığını biliyoruz. Zamanla Doğulular, beyazlardan, Batılılar ise esmer kölelerden hoşlanır oldular. İslamiyet kölelik sistemini kaldırmadığı gibi köle ticaretini serbest bıraktı. Öyle ki, İslam imparatorluklarında vergi yerine köle verme esası bile kabul edildi. İslam hukukuna göre kölelerin hiçbir hakları yoktu. Eşya gibi alınıp satılırdı. Efendisi köle ile nikâhsız yaşayabilir, isterse başkasına hediye edebilirdi.

                                                                        

14. ve 15. yüzyıllarda Osman hanedanına mensup Sultan ve şehzadelerin, Anadolu beyliklerinden ve Hıristiyan hükümdar ailelerinden kız alma geleneği vardı. Ancak 16. asırda bütün Anadolu Beylikleri Osmanlılar tarafından ortadan kaldırıldığından ve ortada alınacak bey kızı da kalmadığından olsa gerek cariyeler, padişah zevceliğine yükseldiler. Padişahlar, İstanbullu ailelerden kız almaktan, onlarla akraba olmaktan çekiniyorlardı. "Sultan" denen Osmanlı prensesleri ise, ileri gelen Türk devlet adamlarıyla evlendiriliyordu. Osmanlı Hanedanına mensup bir sultanla bir şehzadenin evlenmesi, çok az görülen bir olaydı.

 

Osmanlı hareminde Orhan Bey devrinden beri cariye denilen köle kadınların olduğu bilinmektedir. Fakat cariyelerin haremde çoğalmaları Fatih devrinde başlamıştır. Bu dönemde Türk kızlarıyla evlenme geleneği terk edilerek padişahların cariyelerle evlenmesi gelenek olmuştur. Fatih Sultan Mehmet devrinde nikahsız olarak evlenme geleneği yerleşmiştir. Şeriat kurallarına göre cariye Sultanın malı olduğuna göre nikaha gerek görülmemiştir. Sultanlar dört kadın kuralına da uymamışlar diledikleri kadar kadınefendi ve ikbal almışlarıdır. İlk cariyeler, savaşlarda ve ele geçirilen düşman şehirlerdeki güzel kızlar arasından seçiliyordu. Bu uygulama yükselme devri için geçerli oldu. Duraklama ve gerileme devirlerinde bu kaynak kurudu. Bunun yerine başta sadrazam olmak üzere ileri gelen devlet adamlarının padişaha cariye sunma geleneği başladı. Bir diğer yol ise cariyelerin, Gümrük Emini tarafından satın alınıp Saray'a sunulması idi.  Sayıları değişmekle birlikte Saray'da yaklaşık bin beş yüz cariye olduğu bilinmektedir. Padişah zevcesi olmak üzere hazırlanan cariyeler, küçük çocukken –beş-yedi yaşlarında- Saray'a alınırdı. Kusursuz güzel olmaları şarttı. Derhal eğitim ve öğrenimlerine başlanır, İslam dinini, saray geleneklerini, güzel konuşmasını öğrenirlerdi. Yeteneklerine göre musiki, edebiyat, yabancı dil, raks, hattatlık, nakış öğrenenler çoktu. Henüz padişah huzuruna çıkamayan eğitimini tamamlamamış cariyelere "acemi kız" denirdi. Padişahın böyle bir kızla ilgilenmesi geleneklere aykırı sayılırdı. Fakat ilgilenenler de olurdu. Cariyelerin en güzelleri 15-20 yaşlarına gelince "odalık" olurlardı. Padişahın beğendiği cariye ise "Has odalık" olurdu. Has odalığa bir daire ve emrine cariyeler verilirdi. Eğer padişahtan çocuğu olursa "İkbal" olurdu. İlk erkek çocuk doğuran ise "Başkadın" olurdu. Padişah zevceliğine yükselen cariyeye "Haseki" denirdi; hasekiler 18. yüzyıldan sonra "Kadın efendi" adıyla anılır oldular. Bazı hasekilerin "Haseki sultan" adıyla anıldığı da oldu. Kadın efendiler, bir çeşit kraliçe sayılabilirler fakat asla imparatoriçe değildirler. Tek imparatoriçe, eğer hayattaysa, padişahın annesi  "Valide sultan"dır. Birkaç kadın efendi olduğu zaman, bunlar baş kadın efendi, ikinci kadın efendi diye anılırlar ve protokolde bu şekilde yer alırlardı. Saray'da yüzlerce cariye vardı. Bunlar, padişahın, şehzade ve sultanların, valide-sultan ve kadın efendilerin hizmetinde bulunurlardı. İstedikleri anda "çırağ edilirler" yani Saray dışında itibarlı bir kimseyle evlendirilirlerdi. Çeyizleri Saray'dan verilirdi. Saraydan kız almak bir imtiyaz sayılırdı; çünkü bu kızlar hem güzel, hem de çok iyi terbiye edilmiş kimselerdi. Saray'ın her türlü işinden sorumlu olan en yüksek cariyeye "Baş hazinedar" denirdi. Bunda da padişahın bir mührü bulunurdu. Protokolde vezir ve müşirlerle eşit sayılırdı. Padişahı ziyarete gelen bütün hanımları, sultan olsalar bile baş hazinedar karşılar ve huzura çıkarırdı. Maiyetinde altı hazinedar daha vardı. Son dört hazinedarın derecesi, alay beylerine eşitti.

 

Sultan kızları, ergenlik yaşına gelmeden nişanlanır, on dört yaşına gelince de evlendirilirlerdi. Sultan I. Ahmet'ten sonra bu kural bozuldu. Sultan Ahmet'in eşi Kösem Sultan, iktidarda kalabilmek için küçük yaştaki kızları Ayşe ve Fatma Sultanı devrin ileri gelen paşalarıyla evlendirdi. Daha sonra bu durum gelenek haline geldi. Sultan İbrahim kızı Gevher sultanı üç yaşında, Beyhan sultan iki yaşında, II. Mustafa'nın kızları Ayşe, Emine ve Safiye sultanlar yedi yaşında, III. Ahmet'in kızları Fatma sultan beş, Ümmügülsüm sultan iki yaşında, III. Mustafa'nın kızı Şah sultan ise üç yaşında evlendirilerek kendilerine nikâh kıyıldı. 19 yüzyıla dek süren bebek yaşta evlendirme geleneği Sultan II. Mahmut tarafından kaldırıldı.

 

Evlenen sultanlar, Saray'dan çıkarılır, kendilerine ölünceye kadar oturmak şartıyla, padişah tarafından bir saray verilirdi. Sultan ölünce saray, çocuklarına geçmez, alınır, yeni evlenen başka bir sultana verilirdi. Yani saraylar şahıs malı değil, milli mal sayılırdı. Şehzadeler emirlerine verilen cariyelerle birlikte olurlar fakat çocuk yapamazlardı. Eğer cariye gebe kalırsa bir şekilde bebek düşürülürdü. Bir padişah ölünce, dul kalan zevcelerinden çocuğu olmayanlar,  devlet adamlarından biriyle evlendirilirlerdi. Çocuk sahibi olan dul padişah zevcesi, asla evlenemezdi.

 

Osmanlı sultanlarının kadın sayısında artış, çocuk sayısının da artmasına neden oluyordu. Osmanlı sultanları içinde yüz otuz çocukla birinciliği elinde tutan 3. Murat oldu. Tarihçiler kadınlara düşkünlüğü ile tanınan Sultan'ın kendisinden çocuk sahibi kırk gözdesi, beş yüz cariyesi ve yüz otuz çocuğu olduğunu ve bunlardan kırk dokuzunun yaşadığını yazarlar. Atalarının fütuhatçı kimliğinden oldukça uzak olan 3. Murat, zayıf iradeli, doğru kararlar vermekten aciz etki altında kalan bir sultandı. Onun devrinde saray kadınlarının arasında yaşanan kıyasıya rekabet Kanuni'nin gözdesi Hürrem Sultan dönemi entrikalarından geri  kalmayarak, devlet işlerinde kendini gösterdi. Sokullu'nun eşi Esmahan Sultan, Valide Nurbanu Sultan, Sultan'ın gözdesi Safiye Sultan,  hükümet işlerine karışarak devlet düzeninin bozulmasında etkili oldular. Tarihçiler bu dönemde altı kadının,  Sultan'a iktidarsızlık ve Sara hastalığı getiren büyüler yaptıkları gerekçesiyle denizde boğulduğunu da not düşerler. Cinayetler bu kadarla kalmaz Murat'ın oğlu babasından da baskın çıkar. Tarihe"Kanlı Sultan" olarak geçen 3. Mehmet yasa gereği diyerek on dokuz kardeşini boğdurduğu gibi Sultan 3. Murat öldüğünde kendisinden bebek bekleyen yedi cariye de onun emriyle çuvallara doldurulup Sarayburnu'ndan denize atılarak boğulmuştur. Osmanlı sarayında kadın olmak çok zordur.

 

Osmanlı sarayında kadın olmak zordur ama bu zorluğun üstesinden gelenler de vardır."Valide-i Muazzama" adıyla anılan Mahpeyker Kösem Sultan;  koca imparatorluğu neredeyse padişah gücüyle yöneten, Osmanlı Devleti'nde padişahlığın hanedan içindeki veraset sistemini değiştiren Sultan I. Ahmet'in eşi, Sultan IV. Murat ile Sultan İbrahim'in anneleri ve IV. Mehmet'in büyükannesi.  Kösem Sultan, henüz on beş yaşında Sultan I. Ahmet'in hasekisi ve Saray'ın en nüfuzlu kadını olmuş, otuz yıl boyunca devlet işlerinde etkisini sürdürmüştür. Genç Osman, I. Mustafa devirlerinde gücünü sürdürmüş, oğulları IV. Murat ve Deli İbrahim devirlerinde Valide Sultan, torunu IV. Mehmet devrinde ise Büyük Valide Sultan olarak ülke yönetiminde söz sahibi olmuş; oğlu İbrahim'in tahttan indirilerek öldürülmesine onay vererek evlat katili olmuştur. IV. Mehmet devrinde gelini, Valide Turhan Sultan ile nüfuz mücadelesine girişen Kösem Sultan'ın bu mücadele yaşamına mal olmuştur. Kösem Sultan, 1651'de Zülüflü Baltacı eskilerinden Küçük Mehmet tarafından perde kordonlarıyla boğularak öldürüldü. Bu sırada yetmiş yaşlarındaydı. 

 

Osmanlı sarayında kadın sayısında artış Sultan İbrahim'den sonra başlamıştır. Çok kadınlı padişahlardan, sayısız cariyenin yanında II. Bayezid'in sekiz, I. Abdülhamit'in on bir, III. Selim'in on iki, II. Mahmut ile II. Abdülhamit'in on üç, III. Ahmet ve Abdülmecit'in on sekiz kadını vardı. Sultan Abdülaziz döneminde Sultan'ın harem kadınları, haremağaları ve halayıklarının sayısı üç bine ulaşmıştır. Kadınlara pek düşkün olan Sultan Abdülmecit'e bazı paşaların Avrupa'dan kuvvet macunu, çeşitli ilaçlar getirttiği bilinmektedir.Abdülmecit'in eşlerinden onu kendisinden önce öldüler. Yirmi bir oğlu ve bir o kadar da kızı olan  –kızların tam sayısı olmasa da olur-  Sultan Abdülmecit döneminde Osmanlı ülkesinde bulunan İngiliz gezgin ve araştırmacı Charles Mac Farlane'in izlenimlerine kulak verelim:


"Cılız delikanlı daha yirmisine gelmeden üç yıl içinde hareminde hepsi ayrı kadınlardan olmak üzere sekiz çocuk babası oldu… Sabahın çok erken bir saatinde müthiş bir top atışıyla yataklarımızdan fırladık. Sultanın yeni bir oğlu olmuştu. Daha bir hafta önce bir kızı doğmuştu."

 

Nermin Özsel