Size Ölmeyi Emrediyorum


 

“Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşları’nın kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer, Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. Alay, vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.”

                                                                                        Albay Mustafa Kemal

 

Üzerinden yüz yıl geçen Çanakkale Cephesi Savaşları öyle bir savaştır ki, ne büyük sayılar, ne makinelerin mucizesi zaferi getirmiştir; zafer, yürekli ve nitelikli askerlerin olmuştur. Bu savaşlar Birinci Büyük Savaş’ta dünyaya yayılan cepheler içinde yalnızca tek bir cephede yaşanmasına karşın, Türk tarihinin olduğu kadar, dünya savaş tarihinin de en etkili bölümlerinden birini oluşturur. Osmanlı İmparatorluğunun 19. yüzyıl boyunca elde ettiği yenilgiler dizisinden sonra askeri varlığını yeniden kanıtladığı bir savaştır. Savaş tarihine bakıldığında askeri zaferlerin daima taarruzlar sonunda kazanıldığı görülürken, Çanakkale savaşlarında savunan orduların saldırganları yenilgiye uğrattığı belki de tek örnektir. Bir kez daha vurgulamak istiyorum Çanakkale savaşları, sayı ve teknik bakımdan üstünlüğü tartışılmaz olan saldırganlara karşı, ülkesini savunan bir ulusun verdiği insanüstü bir savaşım örneğidir. Bu özelliği ile Dünya Savaş tarihine geçmiş, Türk Tarihi için kahramanlık ve onur belgesi olmuştur. Çanakkale Savaşları, 20. yüzyılın tüm siyasi olaylarına yön vermiştir. Bir yüzyıldır, savaşın geçtiği Boğaz’ın iki yakasında Gazi Süleyman Paşa’nın Türk Sancağı’nı diktiği Namaztepe’den, Conkbayırı’na uzanan kıyılarda, Yarbay Mustafa Kemal’in 57. Alaya söylediği sözleri yankılanmaktadır:

 

“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

                                                                                                                 

Yarım milyona yakın insanın yok olmasına neden olan Çanakkale Cephesi “Niçin Açıldı” sorusuna gelince; Britanya savaş kurulu, 8 Ocak 1915’de düşmanın en zayıf halkası Osmanlıyı tez elden savaş dışı etmek ve İstanbul’u almak üzere Çanakkale Boğazı’na saldırma kararı aldı. Dünya savaşı başladığında Almanya, Rusya ile İngiltere ve Fransa'nın bağlantısını kesmişti. Uzlaşma devletlerinin savaşı kısa sürede bitirebilmesi, Rusya'nın Doğu Avrupa cephesi'nde Almanlara karşı güçlü bir şekilde savaşmasıyla mümkündü. Ancak Rusya, Batı'nın desteği olmadan bir varlık gösteremiyordu. Doğu Avrupa'da yenilgiye uğrayan Rus orduları Başkomutanı Grandük Nicolas, İngiliz Harbiye Nazırı Kitchner’dan Kafkas cephesindeki Osmanlı kuvvetlerinin uzaklaştırılmasını sağlayacak bir harekâtın yapılmasını rica etmiş ve Çanakkale’yi işaret etmişti. Boğazın açılması durumunda Rusya'daki hammaddenin ve özellikle buğdayın Batı'ya ve Batı'nın teknik donanımının Rusya'ya ulaştırılması mümkün olabilirdi. Londra'yı Odessa'ya bağlayan en uygun yol, Çanakkale ve İstanbul Boğazları üzerinden görünüyordu.  Boğazları zorlayarak açmak, Ruslara yardım ulaştırmak için tercih edilmeliydi. Baltık denizini geçemeyen İngiliz ve Fransızlar için en uygun yol bu idi. Bu karardan İstanbul'u tek başına İngilizlerin ele geçirmesini istemeyen Fransızlar da memnun kalmışlardı.

 

Çanakkale ve İstanbul Boğazları tek başlarına büyük stratejik ve jeopolitik öneme sahiptiler. Karadeniz'e kıyısı olan devletlerle, Akdeniz'in kıyı devletleri arasındaki her türlü ulaşım iki boğaz üzerinden yapılıyordu. Türk Boğazları, Karadeniz'i, Akdeniz'e ve Atlas Okyanusu'na bağlayan deniz ulaşımın kilidi durumundaydı. Boğazları elinde bulunduran devlet, Karadeniz kıyı devletlerinin donanmalarını dünya denizlerinden soyutlayabilirdi. Bitmedi, Boğazlara egemen olan devlet, Orta-Doğu petrol alanlarını, Hint Okyanusu'nu Akdeniz'e ve Avrupa'ya bağlayan deniz yolunu Karadeniz'den gelecek tehlikelere karşı koruyabilirdi. Balkanlarda Anadolu'ya gelebilecek askeri bir harekâtta Trakya ile Anadolu arasında etkin bir savunma hattı oluşturabilirdi. Türkiye'nin ve Batı'nın savunması, stratejik anlamda bir bakıma Boğazlardan geçen deniz yolunun kontrolü ile mümkündü. Büyük Savaş sürerken Ruslara yapılacak teknik yardımlarla Almanlara karşı başarılı olmaları sağlanabilirdi. Boğazlar ve İstanbul'un Uzlaşma güçlerince ele geçirilmesi Osmanlı Devleti'nin kısa sürede savaş dışı bırakılmasını sağlayabilirdi. Müttefik güçler ayrıca Trakya üzerinden yeni bir cephe açarak, Bağlaşma grubu devletlerini güneyden sarabilir ve Osmanlı Devleti ile bağlantısını kesebilirlerdi.

 

1914 Eylül başlarında İngiltere Donanma Bakanı Winston Churchill tarafından hazırlanan Dünya Savaşı'nın bu en büyük planı uygulamaya kondu. Osmanlı İmparatorluğu böyle bir saldırı için son derece uygun görünüyordu. Sarıkamış saldırısı bozgunla, Mısır’ı kurtarma harekâtı da umutsuzlukla sonuçlanmıştı. Üstelik Bulgaristan’ın olumsuz tavrı nedeniyle Almanya ile Türkiye arasında tam bir bağlantı henüz kurulamamış Osmanlı ordusu modern savaş gereçleriyle donatılamamıştı

 

Çanakkale Boğazı üzerinden yapılacak harekatın şekli konusunda ise İnglizler iki farklı görüşe sahiptiler. Boğazı yalnız deniz kuvvetleriyle geçmek; veya önce yarımadayı karadan işgal edip sonra Boğazı işgal etmek gibi. İngiliz Donanma Bakanı Churchill, Boğazı yalnızca deniz kuvvetleriyle geçebileceğini sanıyordu.  İngiliz Harbiye Bakanı Lord Kitchener’ın düşüncesine göre, öyle büyük planlara gerek olmasa da yalnız donanma ile harekatın başarılmasını şüphe ile karşılıyor, müşterek harekat öneriyordu. Akdeniz filosu komutanı Amiral Garden’ın da harekatın yalnızca deniz kuvvetleriyle yapılmasını yeterli görüyordu. Amiral Garden’ın planı hazırdı; önce uzak mesafeden bombardıman yapılacak, ardından Boğaz dışındaki Orhaniye, Kumkale, Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları susturulacak, Çanakkale-Kilitbahir hattına kadar mayınlar taranacak, donanma Boğaz’ın içine girerek iç kuvvetlendirmeyi yok edecek, donanma Marmara denizine girince bir İngiliz tümeni karaya çıkartma yapacaktı. Bir kısım gemiler Boğaz’da karakol görevi yaparak, karaya çıkan kuvvetlerle birlikte donanmanın gerisini emniyete alacaktı.

 

İngilizler donanma için üss olarak Limni adasını seçtiler. 1915 Şubat’ında gemiler Limni adasında toplanmaya başladılar. Dünyanın en güçlü armadası İmroz, Bozcaada ve Limni açıklarında toplandı. Türk cephesinde ise, müstahkem mevki komutanlığı Boğaz’ı savunmakla görevlendirildi. Boğaz savunması, topçu bataryaları ile mayın engellerine dayanmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu, Boğaz’ın savunmasını güçlendirmek amacıyla bazı ek önlemler de aldı. Mesudiye zırhlısından sökülen ağır toplar, Anadolu kıyısındaki "Mesudiye Tabyası"na kondu. Kepez-Dardanos arasında set bataryası oluşturuldu.  Tabyalarda toplam elli dokuz ağır top vardı ve Türk topları eski sistem toplardı; araç-gereç yetersiz mermileri azdı. Bu nedenle mayın hatlarına önem verilmişti.

 

Çanakkale Boğazı önlerine gelen Uzlaşma donanmasının deniz harekatı, 19 Şubat 1915 günü erken saatlerde başladı. Harekât son derece kolay görünüyordu. Türk mevzilerini yoğun top ateşine tutarak Boğaz’ı geçmek istediler. 26 Şubat’a dek süren topçu saldırısı, Boğaz tabyalarına zarar verirken, karaya çıkarılan müfrezeler, Seddülbahir ve Kumkale berkitmelerini yok etti. Giriş tabyalarından sonra saldırı iç tabyalara yöneldi. Ayrıca bir İngiliz denizaltısı, Boğaz’a girerek bir savaş gemisini batırdı. Ancak harekatın uzaması Amiral Garden’in yerine Amirak De Robeck’in atanmasına neden oldu. Amiral de Robeck’in şansını da 7-8 Mart gecesi Nusret Mayın gemisi ve genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey’in döktüğü mayınlar yok edecekti. Erenköy bölgesindeki Karanlık limana yüzer metre arayla döşenen yirmi altı mayın, deniz savaşının kaderini belirledi. Boğaz’ın mayınlardan temizlendiği raporunu alan Amiral de Robeck, 18 Mart 1915 tarihinde genel saldırı emrini verdi. Kendinden emin ve üç kat halinde Boğaz’a doğru ilerlemeye başlayan büyük armada iki kurovazör eşliğinde Boğaz’a girdi. Quen Elizabeth’in ilk salvosu ile tarihin en büyük deniz savaşı 18 Mart 1915 günü başladı.

 

Ancak Türk topçularının isabetli atışları ve Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar geçit vermedi. Önce Fransız Gaulois zırhlısı ağır yara alarak savaşamaz duruma geldi. Ardından Bouvet zırhlısı aldığı tam isabetle geri çekilirken mayına çarparak içindeki 639 kişiyle sulara gömüldü.  Kısa sürede gelişen bu olaylar Uzlaşma donanmasında şaşkınlık yarattı. Ardından İrrestible ve Ocean zırhlıları sulara gömüldüler. Inflexible, Suffren ve Agamemnon zırhlıları da birbiri ardına ağır yara alarak savaş dışı kaldılar. Boğazı geçmek isteyen on iki zırhlının her biri isabet almış yedi müttefik gemisi Boğazın sularına gömülmüştü. Savaş gemilerinin üçte birini kaybeden Uzlaşma donanması Amiral Robeck'in emriyle geri çekilmek zorunda kaldı. 18 Mart Deniz Zaferi, Nusret mayın gemisinin, onun kahraman komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey'in başta Dardanos bataryası olmak üzere vatanları uğruna hayatlarını hiçe sayan kahramanların yazdığı bir destan olarak tarihteki yerini aldı.

 

Uzlaşma Devletleri, Çanakkale Boğazı'nın yalnız deniz harekâtı ile geçilemeyeceğini geç de olsa anlamışlardı. Bunun üzerine Londra'da toplanan İngiliz savaş meclisinin aldığı karara göre, Boğaz önce karadan işgal edilecek, donanma daha sonra geçecekti. Bu amaçla, İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinden oluşan bir kuvvet ve çok sayıda gemiden oluşan çıkartma filoları adalarda toplandı. Uzlaşma güçleri Osmanlı üzerine son Haçlı seferine hazırlanıyordu. Uzlaşma Devletlerinin Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacakları tarihlerde Doğu Anadolu’da Ermeni ayaklanması başladı. 15 Nisan’da Van’da başlayan ayaklanma, Sason ve Bitlis’e yayıldı. Ermeniler Türk evlerine saldırıp karakol, banka ve postahane binalarını ateşe verdiler. Kuşkusuz Ermeniler, İngiliz ve Rus büyüklerinin isteğiyle onların işlerini kolaylaştırmak üzere harekete geçmişlerdi.

 

Uzlaşma Devletleri 25 Nisan 1915 tarihinde karaya asker çıkararak Gelibolu yarımadasını işgal etmeyi denediler. Ancak bu kez de karşılarına Yarbay Mustafa Kemal dikildi. Destan yazma sırası O’na gelmişti. Saldırganlar Kabatepe, Kumkale, Arıburnu, Seddülbahir ve Conkbayırı'na çıkarma yaparak yarımadada kanlı kara savaşlarını başlattılar. Fakat üç ay içinde ancak üç kilometre yol alabildiler. 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal, düşmanın çıkartma bölgelerini doğru tahmin edip emrindeki kuvvetlere anında saldırı emri vererek Gelibolu yarımadasının düşman eline geçmesini önledi. Mustafa Kemal’in emrindeki Anafartalar Grubu düşmanın ilerlemesini engelledi. Mustafa Kemal savaşın kader anını bakın nasıl anlatıyor:

 

"Ben, savaş gemilerinin Arıburnu'nu (Anzak Koyu) bombaladıklarını duyduğumda Kabatepe civarından bir çıkartma yapılmasını bekliyordum. Saat 6.30'da düşmanın, Arıburnu'nun arkasındaki tepelere tırmanmakta olduğunu bildiren bir rapor geldi. Düşmanı karşılamak için bir tabur göndermem isteniyordu. Ben bunun büyük bir çıkartma harekâtı olmasından kuşkulandım ve düşmanı karşılamak için bir tabur göndermek yerine, bütün tümenime ihtiyaç olduğunu düşündüm. Hazır bulunan 57. Alay ve bir dağ bataryası ile düşmana doğru ilerlemeye başladım… Conkbayırı'nın güney yamacından (261 no.lu tepe) düşmana ateş açmaları emrini verdim. Ayrıca bir taburu kuru bir dere yatağına yerleştirerek düşmana ateşe başladık. Bu saat 10.00 civarında olmuştu. Sonra 27. Alayın da o bölgeye geldiği raporunu aldım ve düşmana bulunduğumuz yerin daha aşağısından da saldırıya geçtik. Saat 11.30'da düşman geri çekilmeye başladı.”

 

İkinci büyük çıkartma 6 Ağustos’ta yapıldı. Fransızlar ülkelerini yoğunlaşan Alman saldırılarına karşı savunmak durumunda olduklarından ikinci çıkartmaya katılmadılar. Bu nedenle ikinci çıkartma yalnız İngiliz ve sömürgelerinin çıkartması oldu. Yetmiş bin kişilik kuvvet ve kırk üç gemi ile harekete geçen İngilizler, Seddülbahir’e şaşırtma saldırısı yaparak Suvla koyuna çıktılar. Conkbayırı’na doğru ilerlemeye başladılar. Bu gelişmeler üzerine Alman generali Liman von Sanders, Anafartalar bölgesindeki bütün kuvvetlerin komutanlığına Albay Mustafa Kemal’i getirdi. 10 Ağustos sabahı Albay Mustafa Kemal, komuta ettiği 8. Tümen ile saldırıya geçerek Kocaçimentepe ile Conkbayırı’nı İngilizlerin elinden almayı başardı. Böylece İngiliz kuvvetleri sahile mıhlanmış oldu. Ağustos boyunca savaşlar, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in savunduğu Kireçtepe ile Kocaçimentepe arasındaki bölgede sürdü. Bu savaşlarda Türk kuvvetlerinin kazandığı başarılar nedeniyle Mustafa Kemal “Anafartalar Kahramanı” olarak anıldı. Savaşın ne kadar ağır koşullarda geçetiğini Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal Atatürk'ün "Anafartalar Hatıraları" adını taşıyan tarihçesinden öğrenmekteyiz. Savaş sırasında kendi el yazısıyla bir okul defterine yazılmış olan günlüklerden bazı bölümler aşağıya alınmıştır. Defterin 10 Ağustos 1915 tarihli sayfasında, Conkbayırı Taarruzu anlatılmaktadır:

 

“Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende duran askerimiz üzerinde bir defa patlarsa, hücumun imkansızlığına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum… Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve orada kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız, kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah! Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele neticesinde, ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi.”

                                                                                   

İngilizler, dokuz ay süren kanlı savaşlardan sonra trajediye dönüşen Boğaz'ı geçme planlarından vazgeçerek Kasım sonunda Yarımada'yı boşalttılar. Sessizce çekilip giderken arkalarında tonlarca erzakla bazılarının mezarları bile bilinmeyen binlerce ölü bıraktılar. Savaş alanlarının temizlenmesi ve boşaltılması iki yıl sürdü. Ele geçirilen büyük ölçüdeki malzeme, Türk ordusunun ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanıldı.

 

Çok ender olarak bu kadar çok ülke, ırk ve ulus böylesine küçük bir yere birbirini öldürmek amacıyla savaşçılarını övünçle göndermişti. Tarihin bu en kanlı savaşlarında Gelibolu'da bir milyon insan savaştı ve bu savaşlarda iki yüz elli bini Türk ve bir o kadarı da Uzlaşma güçlerinden olmak üzere yarım milyona yakın insan yok oldu. Osmanlı Devleti, Trakya savunması için ayırdığı beş tümenini kaybetti. Türk ordusunda zayıflık ve bakımsızlıktan ölenlerin sayısı korkunç boyutlardaydı. Osmanlı ordularını padişah adına yöneten Başkomutan Vekili Enver Paşa ise bütün bu kayıpları görmezden gelerek “Beş yüz bin kişilik kuvveti üzerimize yığan müttefiklere; Fransız ve İngilizlere şükran borçluyuz. Onlar gelmeseydi, bizim ordumuz burada boş oturacaktı” diyecek kadar aymazlık içindeydi.

 

Çanakkale savaşları büyük bir halk kahramanını Mustafa Kemal’i yarattı. 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal, Conkbayırı ve Anafartalar’da tümeniyle kahramanca savaştı. Tarihte pek ender olarak, bir tek tümen komutanı, yalnız bir çatışmanın gidişatında değil, belki savaşın tümünün sonucunda, hatta bir ulusun kaderinde derin etkiler yarattı. Çanakkale Savaşları'nın kazanılmasını Kurmay Albay Mustafa Kemal’in kaleminden dinleyelim:

 

" Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre. Yani ölüm kesin... Birinci siperdekilerin hepsi ölüyor. İkinci siperdekiler onların yerini alıyor. Fakat büyük bir soğukkanlılıkla, öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini de biliyor ve ne ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmıyor ve cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren ibret verici örnek bir davranıştır. Çanakkale Savaşları'nı kazandıran işte bu yüksek ruhtur."

 

Çanakkale'de denizde ve karada kazanılan zafer, Rusya'nın çökmesi ve savaştan çekilmesi sonucunu doğurdu. Rusya'da çıkan Bolşevik İhtilali ile Çarlık rejimi yıkıldı. Bu savaşlarda büyük kayıp veren İngiliz sömürge askerleri Anzaklar tarafından sömürgecilik gerçeği sorgulanmaya başlandı. Çökmekte olan Osmanlı Devletinin son yüzyılda kazandığı çok büyük bir zafer olarak tarihe yazıldı. Bu zafer, Türk ordusu iyi silahlanır ve iyi komuta edilirse her türlü düşmanı yenebileceğini gösterdi. İsabetli öngörüleriyle üzerine düşeni kesinlikle başarmış olan Mustafa Kemal bu savaşla Anafartalar Kahramanı olarak halk tarafından tanındı. Gelibolu muharebeleri sona erince Anafartalar Grubu Karargahı Edirne’ye taşındığında Mustafa Kemal Edirne’de üzerinde “Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal. Sen çok yaşa!” yazılı zafer takları ile etkileyici bir kalabalık tarafından karşılandı.

 

Çanakkale'de kazanılan bu zafer, vatan bilinci ile Türk ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşının ilk adımını oluşturdu. Bu zaferin mutlak kahramanı hiç tartışmasız Mustafa Kemal’di. Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı askerler için her yıl düzenlenen Anzak günü, 1934 yılında karşılıklı saygıyla anılırken Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Atatürk, bu kez Türkiye Cumhuriyeti’nin Devletbaşkanı olarak Avustralya halkına son derece anlamlı sözlerle seslendi:

 

“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar; burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu topraklarda canlarını verdikten sonra bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

 

Uzak diyarlardan yurdumuzu istilaya gelen ve insanımızı acımasızca yoketmeye çalışan dusmanına öldüğünde sahip çıkan ve bağrına basan bir anlayışın sembolü olan bu büyük insan, komutan, devlet adamı yüce atamızın ve onun emriyle ölüme koşan Mehmetçiklerimizin önünde sevgi, saygı ve minnet duyguları ile eğiliyorum.

 

 

                                                                                                          Nermin Özsel

 

                                                                                                                                       

                                                                                                                      
sonra ›
‹ önce