Tarih Öğretisi Üzerine...

Yaşanılan her şey tarihte birikiyor; tıpkı uzun bir öyküydü tarih; Tarihin yaşandığı yerse coğrafyaydı; tıpkı bir tiyatro sahnesiydi coğrafya. Hangi öykünün nasıl bir sahnede, ne zaman oynandığını bilmek önemli… Eski öyküler, keşfettiğimiz dünyalar, masallar, çizdiğimiz resimler, tuttuğumuz notlar… Her şey, yaşamakta olduğumuz ve yaşayacağımız günleri hazırlamak için gerekli insana. Tarih denilen masalı dinlemeye alışmış kulaklar duyar ancak, geleceğin gizemli seslerini.”

Mine Soysal, Mavi Zamanlar, Halikarnassos

İnsan toplumunun ve tüm dünya uygarlığının, toplumun doğasında gerçekleşen değişimlerin; değişik insan gruplarınca kurulan krallık ve devletlerin; gerçekleşen devrim ve ayaklanmaların; bilim ve sanat alanındaki ilerlemelerin ve toplumun uğradığı tüm köklü dönüşümlerin yazılı kaydı olan tarih bilimi gençlere nasıl öğretmelidir? Öğretide hangi yöntemler uygulanmalı, ilgi ve sevgi ile geçmiş duygusu nasıl uyandırılmalıdır? Tarihsel düşünce şekli nasıl benimsetilerek, düşüncelere perspektif kazandırılmalıdır? Yıllardır, kuramsal bilgilerin aktarılmasına yönelik ezberci yöntemi eleştirir dururuz; ancak yaşantıya dayalı kavrayış, beceri ve yaratıcı güç oluşturan öğrenme yöntemi konusunda ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu yöntem birkaç ana başlıkta toplanabilir. Şöyle ki:

  1. Yeni araştırma, bilimsel yapıt ve süreli yayınlardan bölümler okunarak ilgi uyandırmak, yardımcı ders kitabı kullanmak.
  2. Ses ve görüntü ile anlatıma görsellik katmak, CD, film, dia ve asetat kullanmak.
  3. Tarihi objeler -çömlek, amfora, kabartma, gravür, mozaik, heykel, tablet- ve belgelerle -küre, harita, fotoğraf, dia, film, levha, minyatür- donatılmış tarih odası veya derslikler oluşturmak.
  4. Araştırma ve inceleme amaçlı geziler yaparak gezi notlarından yararlanmak, tarih derslerini (kütüphane, müze, saray, sergi gibi…) farklı ortamlara taşımak.
  5. Grubun sesli düşünmesini sağlayacak akılcı sorularla, beyin fırtınası estirmek.
  6. Ödev ve proje seçiminde yaratıcı, araştırma ve incelemeye yönelik olmak.
  7. Ödüllü yarışmalara katılmak.
  8. Ders kitaplarının, bilim ve sanat kitaplarının hazırlanmasında, önerilmesinde seçici olmak.
  9. Tarih derslerinde barkovizyon, tepegöz, dia makinası kullanmak, öğrencileri fotoğraf makinası ve kamera kullanarak yaşadıkları çevrenin tarihi dokusunu belgelemeye yönlendirmek.
  10. Güncel sorunlar üzerine öğrencilere günlük ödevler vermek, gazete, dergi, tarihi roman okumaya; konferans, seminer ve söyleşi izlemeye yönlendirmek.

Duyarsam unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam anlar ve öğrenirim” diyen Çin atasözünde belirtildiği gibi öğrenme eylemini yaşantıya geçirme; ezberlemenin yerine anımsama ile öğrenmeye kalıcılık kazandırmada ve yaratıcılık konusunda eğitimcilere büyük iş düştüğü kuşkusuzdur. Her şeyden önce eğitimciler, dallarında donanımlı, konularında bilgili ve yaratıcı olmak zorundadırlar. Tarih öğretmeni önce kendisine zengin bir kitaplık kurmalı, temel başucu kitaplarını yanından ayırmamalı, yeni araştırma ve yapıtları, alanıyla ilgili süreli yayınları izlemeli, içeriklerini bilmeli; bu bilgileri öğrencileriyle paylaşarak onların eğilim ve ilgilerini beslemelidir. Bitmedi; görsel materyallerin öğrenme üzerindeki etkisinin bilincinde olan öğretmen, arşivini tarihi film, bilgisayarda hazırlanmış görüntü ve ses CD’leriyle zenginleştirmeli; her konu ile ilgili görsel ve işitsel programlar hazırlamalıdır. Diğer bilimlerden tekrarlanamaz özelliğiyle ayrılan tarih bilimine, bu yöntemle görsellik katılmalıdır. Yapılan araştırmalar “Hooper-Greenhil” öğrenme yollarının etkilerini şu şekilde listelemektedir:


% 10…Okuyarak öğrenme
% 20…Duyarak öğrenme
<% 30…Görerek öğrenme
% 70…Sunarak öğrenme
% 90…Dokunarak öğrenme

Öğrenme eyleminde varılan bu sonuçlar, müze ve dersliklerde, görsel materyal kullanarak yapılan sunumların önemini ortaya koymaktadır. Öğretmen her türlü tarihi belge, obje ve haritalarla donatılmış “Tarih dersliği” ortamında, zaman kazanmak için filmin en etkili ve öğretici bölümünden görüntüler izleterek konuyu çekici hale getirebilir; seçilen bir görüntü üzerinden dönemin ve toplumun zaman, mekan ve sosyal yaşam özelliklerini tartışabilir; resim çözümlemesi yapabilir, filmin tümünü izlemek öğrencilere ödev olarak verilebilir. Filmde olduğu gibi fotoğraflar üzerinden de çözümlemeler yapılabilir. Minyatürlerin renkli dünyası üzerinden çağı yansıtan mekan ile dönemin giysileri incelenebilir. Örneğin, Osmanlı mimarisi işlenirken görkemli Süleymaniye Camii’nin dia görüntüsü ortama etkileyici bir görsellik katacak, III. Selim, Itri ve Dede Efendi’den usulca üflenen ezgiler etkiyi dayanılmaz kılacaktır. Öğrencilere dinleti ve görsel sunumun nasıl izleneceği, nelere dikkat etmeleri gerektiği, ajandalarına nasıl kısa notlar alabilecekleri, özellikle lise öğrencilerini üniversiteye ve yaşama hazırlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Burada “Üsküdar Kız Lisesi’nde tarih öğretmenim Refia Ender’i saygıyla anıyorum. 60’lı yıllarda derslerini projeksiyon makinesi eşliğinde görüntülü olarak işler, öğrencilerine dia ve fotoğraflar eşliğinde görsel konferanslar verir, yazılı sorularını perdede görüntüyü dondurarak sorardı.

Fransız düşünür Victor Hugo, “Tarih ile efsanenin amacı birdir; geçici insana ebedi insanı anlatmaktır” der. Bu nedenle öğretmen eskiyi dillendirirken, çok özel tarihi öyküleri yakalamalı ve onları sıra dışı yollarla aktarmalıdır. Konuya sorularla da giriş yapabilir. Örneğin, Osmanlı, hanedan ve imparatorluk konularından çarpıcı sorularla başlayabilirsiniz; fetihler neden Büyük İskender dışında hep doğudan batıya yapılmış. Büyük İskender Hindistan’ kadar gitmişken Osman Bey neden batıyı fetih yönü olarak göstermiş, niçin Osmanlı imparatorluğu iki kez Viyana kapılarını zorlamış gibi sorularla önce öğrencilerin görüş ve düşünceleri alınıp sonra, onların bakış açılarını değiştirecek bilimsel gerçeklere geçilmelidir. Osmanlı son derece hoşgörülü bir imparatorluk diye söze başlayıp, kul, köle ve cariye olmanın, hadım edilmenin anlamını sorgulamak, bu uygulamaların insan hakları evrensel bildirgesi ile ilgisini araştırmak ve şaşırtmak gibi… Konulara ilgi uyandıran sorular, öğretmen tarafından mutlaka önceden tasarlanmalıdır. Konulara farklı şekilde de giriş yapabilirsiniz. Krallar, komutanlar, kahramanlar, bilim insanları, sanatçılar, savaşlar, barışlar, tanrılar, sanatsal yapıtlar, düşünce sistemleri, inançlar ve sıradan insanların yaşam tarzları; her biri sonsuz öykü barındırırlar içlerinde. O öyküleri bulup çıkarmak ve farklı bir lezzetle sunmak; eğitimcinin beceri ve yeteneğine kalmıştır. Tarihin sunduğu bu öykülerle öğrenciler, geçmişin serüven dolu, gerçek ötesi dünyasının tadına varırlar. Osmanlı tarihine girişi, Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e ettiği Tanrı sözü bir rivayet ve bir nasihatle başlayabilirsiniz. Her konu için çarpıcı örnekler bulunabilir. Ankara savaşına başlarken Timur’un Yıldırım’a gönderdiği diplomatik kuralları hiçe sayan mektupla başlamaya ne dersiniz? “Katlin fesat ve fitneden yeğ olduğu” fetvasıyla birlikte Fatih Sultan Mehmet’in kardeş katli yasası da çok etkileyici olacaktır. Eğer Osmanlı sultanlarının divanlarından seçtiğiniz dizelerle veya şair Nedim’in bir gazeliyle Lale devrine giriş yapacaksanız, arkaya dönemi yansıtan fon müziği koymayı unutmamalısınız. İncelediğiniz tarihi olayı, dönemin ve geçtiği yüzyılın peceresinden merakla bakmalısınız.

Şeyh Bedreddin’in “ Tanrı’nın özüyle yaratılanlar birdir, varlık ve oluş bakımından ayrılık yoktur”diyen sözleriyle başlayıp ardından Sımavna kadısının ayaklanma nedenlerine ardından da Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’na geçmek kesinlikle ilgi çekici olacak, Şeyh Bedreddin Ayaklanması belleklere kazınacaktır. Yavuz ile Şah İsmail’i birbirlerine yazdıkları mektuplardan bölümler okuyarak Çaldıran’da karşı karşıya getirmeye ne dersiniz? Kanuni Sultan Süleyman’ı Hurrem’in yazdığı işve dolu mektuplarıyla Macaristan seferine çıkarabilir, Osmanlının bu en görkemli devrine Şehzade Mustafa’nın babası tarafından öldürülmesi üzerine yazılan mersiye ile nokta koyabilirsiniz. “Sultan sultandır sana kardeşim dese de güvenilmez” diyen tarihi romandan bir bölüm okuyarak Osmanlı tarihinin en başarılı sadrazamlarından Maktul İbrahim ile Sokullu Mehmet paşaların yaşam öykülerine geçebilirsiniz. Devlet adamlarının yaşam öyküleri, dönemin siyasi ve sosyal yaşamına açılan pencerelerdir. Örneğin küçük yaşta kardeşleriyle birlikte Edirne sarayına rehin bırakılan, kardeşleri öldürülüp kendisi devşirilerek Müslüman yapılan İskender Bey’in yaşamı, acıklı fakat bir o kadar destansı bir öykü barındırır içinde. Edirne sarayında Fatih’le birlikte büyüyen, İsa’nın Savaşçısı İskender Bey, Osmanlıdan kaçarak eski dinine ve Gjergj Kastrioti adına geri döner ve yaşamı boyunca Arnavutluk’un bağımsızlığı için savaşır. Osmanlı tarihi böyle pek çok kahramanlık öyküsüyle bezelidir.

Babasını, kardeşleri ile yeğenlerini ve sadrazamlarını gözünü kırpmadan ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim ile çıktığı Revan ve Bağdat seferlerinde yol üzerindeki kentlerde sayısız devlet adamını öldüren IV. Murat’ın eylemleri tartışma konusu yapılabilir. İmparatorluğun kötü gidişine feryadnameler ışık tutarken Prens Eugene’nin Avusturya kralına yazdığı mektup Zenta yenilgisinin boyutlarını, Sultan IV. Mehmet’in Köprülü Mehmet Paşa’yayazdığı “Benim Lalam” diye başlayan mektubu da Abaza Paşa ayaklanmasının ciddiyetini göstermesi bakımından ilgi çekici belgelerdir. Osmanlı imparatorluk tarihi incelenirken Osmanlı gerçekten büyük müdür? Hangi açılardan büyüktür, yoksa hazinesi dara düştükçe binlerce insanı acımasızca katl ve köle eden bir savaşçı topluluktan başka bir şey değil midir? Sarayın tüm olanaklarına sahip olan Enderun mektebinden niçin bilginler yetişmemiştir? Neden Batı dünyası pozitif bilimlerde gelişirken Osmanlı bilimsel çalışmaları kısır kalmıştır? Bu tür sorularda öğrencilerin görüşleri alındıktan sonra, konuyu bilimsel bulgularla sonuca bağlamak öğretmenin görevidir.

Eğitimciler, öğrenmeyi destekleyecek öğrenme ortamları -donanımlı tarih dersliği, kütüphane, müze, saray, kale, sarnıç, sergi gibi- hazırlama konusunda bilgi ve beceri sahibi olmalıdır. Eğitsel amaçlı olarak yapılan tarih ve kültür gezileri gençlerin dünyasına yeni ufuklar açarken, bireyin estetik ve sanatsal kültür düzeyini yukarıya doğru harekete geçirir. Gezi hazırlıklarına öğrenciler de katılmalı; gezilecek mekanın önemi, tarihi ve mimari özellikleri önceden araştırılmalıdır. Saray, camii, kilise, türbe, kale, sur, sarnıç gibi tarihi yapıların mimari özellikleriyle ilgili detaylar verilirken, öğrencilere mesleki yönlendirmeler yapılabilir. Örneğin, mimar ve inşaat mühendisi olmak isteyenlerin, yapıları bir başka gözle incelemeleri istenebilir. Çevremizdeki çirkin yapılaşmaya dikkat çekilerek sanat tarihi bilgisi olmayanların iyi bir mimar olamayacağı vurgulanabilir. Tarihi yapılar incelenirken sütun başlıklarının hangi mimari tarzı yansıttığı, fresklerde hangi konunun işlendiği gibi sorular yöneltilerek küçük bilgi yarışmaları düzenlenerek doğru yanıtlar sözlü notlarıyla değerlendirilebilir. Toplum belleğinin ideal ortamlarını oluşturan müzeler, sergiledikleri özel yapıtlarla gençlerin düşünsel karşılaştırma yeteneğinin gelişmesine katkıda bulundukları gibi hayal gücünü, yaratıcılık ve estetik beğenisini güçlendirirler. Bu tür duygu ve sezgilere dayalı zenginlikler bireyi yaratıcı yaşama yönlendirir; kültürel, sanatsal ve tarihsel mirası koruma konusunda tarih bilinci ile donatır. Müze, saray ve sergi gezileri, sınıf düzeyi ve ünite içerikleri göz önünde bulundurularak yapılmalı, yıllık planlarda mutlaka yer verilerek uygulanmalıdır. Arkeoloji ve sanat müzelerinin yanı sıra doğa tarihi, bilim ve etnografya müzeleri programa alınmalı; Osmanlı tarihi için öğrenciler yakın çevrelerindeki Osmanlı mimari yapılarına; Süleymaniye ve Sultanahmet camileri başta olmak üzere çeşitli camilerle Çinili Köşk, Topkapı Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ile kasır ve köşklerine geziler yapımalıdır. Öğretmen konularıyla ilgili açılan sergiler hakkında bilgi sahibi olmalı; bu etkinliği öğrencileriyle paylaşmalıdır.

Öğrenciler tarih öğrenim programı içinde, tiyatro, opera ve bale gibi görsel sanatlarla tanıştırılmalıdır. Dönem içinde bir tiyatro, bir bale ve bir opera izleme etkinliğine katılmalıdır. Örnek vermek gerekirse Osmanlı tarihiyle ilgili “Saraydan Kız Kaçırma” operası ile “Cem Sultan”, “Genç Osman”, “IV. Murat”, “Deli İbrahim” gibi tarihi tiyatro oyunlarından bir seçki oluşturulabilir. Bu örnekleri öğretmenler, çevre koşullarını göz ününde bulundurarak çoğaltabilirler. Yazarlarla yapılan edebi ve tarihi sohbetlere katılmak, yazarların okula davet edilmesi, imza günleri, okul çapında kitap fuarları etkinlikleri, gençlere mutlaka tarih derslerini sevdirecek ve ilgi uyandıracaktır. Bu tür etkinlikler içinde bilgi yarışmaları, yazarlarla ilgili biyografi çalışmaları, sunumlar ve grup çalışması şeklinde yapılan seminer çalışmaları, tarih derslerini kısır bilgi aktarımının çok ötelerine taşıyacaktır.

Tarihi konularda öğrencilere verilen ödev ve projeler konusunda öğretmenler seçici ve yaratıcı olmalı; onlara ilgiyle araştıracakları ödev konuları saptamalıdırlar. Ödevlerin nasıl hazırlanması gerektiği üzerinde durulmalı; kendi yaratıcılık ve emeklerinin ürünü olmayan, internetten indirilen ödevler kabul edilmemelidir. Gezi ödevleri, günlükler, tarihi çağın özeliklerini yansıtan kurgular, yüzyılın panoramik incelemesi, biyografik incelemeler, görsel sunum ve proje şeklinde verilmelidir. Osmanlı mimarisini bilmeden mimar olunabilir mi? Osmanlı mimari yapıları içinde külliyeler; camiler, medreseler, türbeler, çeşmeler ve kahvehaneler incelenmesi gereken yapıların ilk akla gelenleridir. Mimar Sinan’ın yaşamı ve üç yüze yakın yapıtlarının her biri bir proje konusudur. İslamiyet’in resim ve heykel çalışmalarını yasaklaması, her ne kadar mimariyi bütünleyen sanatları zayflatmışsa da taş ve ahşap oymacılığı kakmacılık, çinicilik, kalemişleri, minyatür, hat, ciltçilik, tezhip ve ebru sanatlarından her biri için ayrı görsel projeler hazırlanabilir. Osmanlı sanatlarının her biri görsel zenginliğiyle estetik duyguları ve yaratıcılığı geliştirir. Nakkaş Osman'nın “Hünername” adlı eserinden alınan minyatürün çizgi ve renklerini incelenerek tarihi bir kompozisyon, öykü veya masal yazılabilir. Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı eseriden bir bölüm ve bir renk seçilerek o renk üzerinden tarihi bir yolculuğa çıkılabilir. Süsleme sanatlarını günümüzde yaşatan atölyelere inceleme gezileri yapılabilir. Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altında yaşayan ulusların meslekleri, yüzyıllara göre değişim gösteren giysileri, sultanlar tarafından getirilen kısıtlamalar, yaşam alanları, kullandıkları objeler; Osmanlı silahları, gemileri, sultanların edebi yapıtları ilgi çekici aştırma konularıdır. Bitmedi, katledilen sadrazamların biyografileri üzerine, katledilen kardeşler ve oğullar üzerine araştırma yapabilirsiniz. Başarılı devlet adamları Pargalı İbrahim, Sokullu Mehmet Paşa ile Köprülü hanedanı üyelerinin her biri inceleme konusu olabilir. Yabancılar bizim tarihimizi didik didik ederken biz niçin araştırmayalım. İstanbul’un her bir semtine adını veren Osmanlı paşaları, Kösem, Hürrem, Mihrimah, Safiye ve Nurbanu sultanların her birinin yaşamı pek çok öykü barındırır içinde. Bu öyküleri konu eden tarihi romanlar, tarihe ilgilin kalıcı olmasına kuşkusuz katkı sağlayacaktır.

Her dönem için öğrencilerin Osmanlı tarihinden okuması gereken bilimsel kitaplar ve romanlar listelenmelidir. Osmanlı tarihi ile ilgili, Alman bilgini Hammer’in Osmanlı Tarihi ile İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Tarihi ve Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si başucu kitabı olmalıdır. Nazım Hikmet’in “Sımavne Kadısı Şeyh Bedreddin Destanı”, Reşat Ekrem Koçu’nun “Kösem Sultan”, Teoman Ergül’ün “Nurbanu”, Reha Çamuroğlu’nun “Son Yeniçeri”, Solmaz Kamuran’ın “Kiraze”, Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı”, Murathan Mungan’dan “Lal Masalları”, İskender Pala’nın “Katre-i Matem” ve “Şah Sultan”adlı yapıtları hemen akla gelen tarihi romanlardır. Osmanlının son dönemi için Hıfzı Topuz’un “Abdülmecit” adlı yapıtını da örnekler arasına katabilirsiniz. Siz bu örnekleri çoğaltabilirsiniz. Tüm bu saydıklarımız yapıldığında ancak tarih öğrenimi ezbercilikten kurtulur, soyut bilgiler somutlaşabilir; öğrenme eylemi gerçekleşerek, bireyde kalıcı davranış değişimlerine dönüşebilir.

Gençlere genel ve ulusal tarihin yanı sıra yerel ve aile tarihi bilinci ile geçmiş duygusu verilmelidir. Ailede doğum olayları, aile üyelerinin meslekleri, ailenin eğitim durumu ve ekonomik düzeyi, siyasi görüşü, üye olduğu dernekler, kalıtsal özellikler incelenebilir. Pek çok kişi, bırakın aile tarihini, soyadının hatta adının anlamını bile bilmemektedir. Thomas Mann’in “Buddenbrook Ailesi” adlı yapıtı, aile tarihi konusunda büyüleyici bir örnektir. Ünlü yazar bu yapıtında kendi ailesinin üç kuşak boyunca hikayesini anlatır. Bence her aile, Buddenbrook Ailesi gibi; doğum, okula başlama, askere gitme, evlenme, ölüm günlerinin belirtildiği bayram ve özel aile toplantılarında duygu ve düşüncelerin yazıya döküldüğü bir aile defteri tutmalı; mutlaka bir aile albümü oluşturulmalı; ailedeki yaşlı insanların anılarını belgelendirmelidir. Bilgeliğin temsilcileri olan yaşlı insanlar, uzun süreli deneyimleri, nasıl ve nedenlerin yanıtlarını bilen bellekleriyle önem taşırlar; çünkü tarih deneyimin bellek bankasıdır. Günümüzde gelişen teknoloji, sesli ve görüntülü olarak “aile filmi” oluşturma konusunda büyük kolaylık sağlamaktadır. Fotoğraflar, diploma örnekleri, kimlikler, ödüller veya tam tersi cezalar belgelenerek arşiv oluşturulmalıdır. Konular seçilirken, aile ve ev tarihi gibi yanı başınızdaki tarih, sözlü tarih ile yerel tarih konularından başlanmalı; giderek genişleyen ve yörenin tarihi dokusunu belirleyen folklorik izler sürülmelidir.

Günümüzde pek çok insan ülkesinin kıtalar üzerindeki yerini, coğrafi konumunu bilmemekte, sınırların ötesindeki komşularını tanımamaktadır. Her toplum geçmişteki yatırımlarının sonucunu gelecekte toplar. Çünkü tarih kişilere kendi gözlerinin görme derecesine göre, yol gösteren bir kılavuzdur. Toplum olarak insanınıza tarih bilinci verir arşivinizi doğru oluşturursanız, Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve Cumhuriyetinizin kuruluşunun yüzüncü yaşına yaklaştığı şu günlerde tarihimizle ilgili söyleyecek çok şeyimiz olur. Aksi halde günümüz siyasilerinin yaptığı gibi sıradan birkaç beylik sözle olayı geçiştirirsiniz. Sözlerimi Bernard Lewis’in tarih ve dil üzerine sözleriyle sonluyorum:

Bir milletin kültürünü kontrol etmek, o milletin dilini kontrol etmekle, bir milleti yok etmek ise nesilleri geçmişinden, tarihinden ve özellikle ulusal ve kutsal değerlerinden koparmakla mümkündür.”


Nermin Özsel

sonra ›
‹ önce