Vatan Size Minnettar


 

 "Çankaya durgun havaya gelmezdi. Rüzgâr sesi duyulmalı, kuşlar uçuşmalı ve kaçışmalı idiler. Sonsuz enginlere doğru bembeyaz ümit ile hayal yelkenlerini açan Türkiye'nin yürüdüğünü öyle hissederdik. Miskinler tekkesinde neler konuşulduğunu düşünmezdik. Türk kafasını ve vicdanını Ortaçağ karanlığından yeni zamanlar aydınlığına ulaştırmak için çırpınan bir kahramanın yoldaşları idik."

  Falih RıfkıAtay, Çankaya

 

Anadolu insanını Ortaçağ karanlığından yeni zamanlar aydınlığına çıkarmak için çırpınan kahraman'ın birinci yoldaşı İsmet Paşa idi. Türk toplumunun ve yakın tarihinin akışını değiştiren iki büyük insan; Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü. Şevket Süreyya Aydemir'in deyişiyle devletin hamurunu kafalarıyla ve kılıçlarıyla yoğuran,  kaderleri güçlü bağlarla birbirine bağlayan "Tek Adam" ve "İkinci Adam". Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet; asker, komutan, devlet adamı ve lider kimlikleriyle bu iki insan, 1916'dan Atatürk'ün ölümüne dek, 1938'e kadar geçen,  yirmi iki yıl boyunca hep birlikte olmuşlar, ülkenin düşman işgalinden kurtarılmasını, yeni devletin kurulmasını ve büyük devrimini birlikte gerçekleştirmişlerdir. Öyle ki, rejim aleyhtarları tek ümitlerini, bu iki büyük devlet adamının aralarında çıkacak anlaşmazlığa bağlamışlardır. İsmet İnönü, Atatürk ile dostluğunun başlangıcını anılarında şöyle anlatır:

 

 "Atatürk'le bizim Harp Akademisi sınıflarımız birbirine yakındı. Atatürk benden iki sene ileri idi… Atatürk ile mektepte fazla münasebetimiz olmamıştır. Mektepten çıktıktan sonra orduda birbirimizin hayatını daha yakından işitir, tanır, ilgilenir olduk… Ben Harp Akademisi'nden 1908'de memleketin siyasi bunalım içinde bulunduğu bir zamanda çıktım… Mektepten çıkar çıkmaz memleketin büyük tehlikeler karşısında ve siyasi hayatın büyük ümitsizlikler içinde bulunduğu bir ortama atılmış oluyorduk. İttihat ve Terakki dedikleri cemiyetin gizli devirlerinde ona dahildik. İhtilallerle beraber memleket meseleleri çıktı. Meşrutiyetin ilanından sonra kısa zamanda çıkan iç e dış seferler bizi ayırdı."

 

Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü'nün yakın mesleki ilişkileri Birinci Dünya Savaşı'nda başladı. Birinci büyük savaşın çıkması ile her biri bir cephede görev aldı. Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale'de en büyük ve tehlikeli muharebeleri yaparken İsmet İnönü Genel Kurmay'da, yani Başkumandanlık Karargahı'nda Harekat Şubesi Müdürü olarak gelişmeleri yakından izliyor ve görevi gereği bazı temaslarda bulunuyordu. Atatürk Birinci Dünya Savaşı'nın ilk çarpışmalarından, kısa zamanda büyük kumandan olarak çıktı. Bu arada İsmet İnönü'nün de Genelkurmay'daki görevi sona erdi; kumandan olarak ilk Kafkas cephesinde görevlendirildi. Atatürk ile ilk buluşmaları da bu cephede gerçekleşti. İsmet İnönü, Cephe Erkanıharp Reisi, Mustafa Kemal Atatürk Kolordu Kumandanı idi… Gerek ordunun ve gerekse memleketin geleceği ile ilgili en yakın ilişkileri o zaman ve orada başladı. Mustafa Kemal ile Mustafa İsmet arasında siyasi ve sosyal bakımdan yakın bir anlaşma, görüşlerinde uygunluk ve ilerisi için düşüncelerinde açıklık, Kafkas cephesinde birlikte görev yaptıkları o sıralarda gerçekleşti. Sonra ikisi de ayrıldılar o cepheden. İsmet İnönü Filistin cephesine gitti; ama bu ayrılık kısa sürdü. İsmet İnönü Filistin Cephesi'ndeyken, Atatürk oraya, İsmet İnönü'nün bulunduğu orduya Ordu Kumandanlığı'na atandı. Böylece iki dost tekrar buluştular ve Dünya Savaşı'nın sonuna kadar beraber kaldılar.

 

Büyük Savaş boyunca süren bu birlikteliğe ait bazı gelişmeleri, şimdi Mustafa Kemal Atatürk'ten dinleyelim. 30 Ağustos 1932 gecesi Yalova'da dostlarıyla beraberken Atatürk,  İsmet Paşa'ya dönerek:

                               

 "Hatırlar mısın, Rayak Bölgesi Komutanı olarak vazifem başına giderken Şam'daki karargahında sana uğradığım o karlı geceyi? Sırtında kaputunla bir masanın başına oturmuş, bir gaz lambasının ışığında önüne serdiğin haritayı tetkik ediyordun! "Vaziyeti nasıl görüyorsun" diye sormuştum. "Kötü, çok kötü" demiştin. "Düşmanın tipiden istifade ederek gün ağarmadan bir baskın yapması beklenebilir". Ben "Şu halde ne duruyorsun? Bir an evvel geriye çekilmek kararını versene!" deyince, sen buna karşılık vaziyeti Grup Komutanlığı'na bildirdiğini, henüz cevap almadığını ve kendiliğinden bir karar veremeyeceğini söylemiştin. Ben de "Emir mi bekliyorsun?" demiştim, "O emri Rayak Bölgesi Komutanı yetkime dayanarak ve bütün mesuliyeti üstüme alarak sana ben veriyorum!"Atatürk'ün bu sözleri üzerine İsmet Paşa'nın cevabı. "Nasıl hatırlamam, nasıl unutabilirim o geceyi! Sen benim imdadıma Hızır gibi erişmiştin. Nitekim senin emrini yerine getirdikten birkaç saat sonra düşman kuvvetleri mevzilerimizi işgal etmişti; biraz daha bekleseydim, korktuğum felakete uğramaktan beni hiçbir mucize kurtaramayacaktı!"

 

Atatürk ile İnönü arasındaki dostluk ve arkadaşlık Büyük Savaş boyunca daha da pekişerek sürdü. 1917 yılında, 2. Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa'nın, Albay İsmet Bey hakkındaki düşüncelerini, adına düzenlediği gizli sicil telgrafı bakın nasıl belgelemektedir:

 

"Ciddi, faal, zeki ve becerikli, yüksek fikirli, astlarına ve savaş psikolojisine hakim ve etkili, iyi bir derin görüşe ve çabuk kavrayışa sahip. Kolordunun her türlü ihtiyacını geniş olarak düşünmekten ve sağlamaya çalışmaktan bir an geri durmaz ve başarılı olur. Askeri bilgisi ve kavrayışı güzel ve geniş; doğru, kesin ve tereddütsüz karar sahibi; cesur ve kişisel kararıyla hareket etmek kabiliyetine sahiptir. Ordu ve memlekette üzerine alacağı vazifelerde ve önemli vatani hizmetlerde kendisinden büyük hizmetler beklenir. 4. Kolordu Kumandanlığı zamanında önemli harekat olmamışsa da, iktidarı ve ayırt edici nitelikleri, kendisinin en önemli harekat sırasında da başarılı olacağı güvenini vermiştir. Çok mükemmel bir ahlak ve davranış sahibi; görgüsü takdire değer. Her zaman üstlerinin, astlarının ve çevresinin emniyet, itimat ve sevgisini çekmeye ve kazanmaya çalışan ve bunu başaran dürüst bir kişidir."

                                                                                                       

Milli Mücadele'nin öncesi, başlangıç zamanları, Milli Mücadele'de Anadolu'daki çalışmalarını ve Atatürk hakkındaki düşüncelerini anlatmayı sürdürüyor İsmet İnönü:

 

" Ben Ankara'ya ilk defa İstanbul'un işgalinden altı ay önce geldim. Kışı burada geçirdim. Ziraat Mektebi'nde yattım. O sıralarda Atatürk de Ziraat Mektebi'nde kalıyordu. Tabldottan yemek yiyorduk. Bir kat elbisemiz vardı. Sabahtan akşama kadar memleketin her tarafında bir mesele vardı. Atatürk o işleri elimizde kudret olmayarak idare ediyordu. Sonra İstanbul'a döndüm. Tekrar Ankara'ya geldiğimde meclis henüz kurulmamıştı. Meclis kurulunca Meclis'e girdim, Genel Kurmay Başkanı oldum. O zaman karargahım orada idi. Çankaya köşkünde kalıyordum. Köşke herkes atla gidip gelirdi. Yol yoktu. Sonra cepheye gittim. Cepheden Ankara'ya geldiğim zamanlar yine Çankaya'da misafir kalırdım. Atatürk hep orda idi… Atatürk'ün genç zabitliğinde bilmediğimiz, meydan çıkmamış vasıfları büyük vazifeler karşısında bulundukça kendini göstermiştir. Büyük özellikleri vardır. Karar sahibidir, kararları açıktır. Ve bir defa karar verdikten sonra, onu tatbik ettirmek için şahsiyeti çok tesirlidir. Mesela kumandanlıkta bu özelliği dikkati çeker. Askerlik vasıfları hakikaten yüksektir…"

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri ve siyasal vasıflarının birbirinden yüksek olduğu görülüyordu. Bu iki gücün birleşmesiyle Atatürk'ün şahsiyeti benzersiz bir ölçüye çıkmış oluyordu. Siyasi liderlik vasıfları gerçekten çok yüksekti. Milli Mücadele'nin askeri safhasının idaresi kadar siyasi idaresi de çok zordu ve hatta daha nazikti diyebiliriz. Atatürk, askeri alanda olduğu gibi siyasi safhanın idaresinde de aynı derecede başarılı olmuştu. Ulusal direnişin daha başlarında bir Millet Meclisi kurularak mücadelenin onunla beraber yürütülmesi son derece güç fakat bir o kadar isabetli bir karar olmuştu. Padişah idaresi saltanatın karşısına bir İhtilal Meclisi olan Millet Meclisi'ni ve ihtilalci bir hükümet kurarak mücadeleyi devam ettirebildi. Askeri sahada, idari sahada, iç ve dış siyaset sahasında bu, harikulade bir buluştu. Örneği de tarihte hemen hemen yok gibiydi. Aslında bu kişisel özelliklerden sadece bir tanesi bir insanın hayatını dolduracak kuvvette ve ehemmiyette idi. Bu muhteşem kararları uygulamaya koyacak güvenilir bir dosta gereksinimi vardı. Onu da İsmet İnönü'nün şahsında buldu; biri düşünecek, diğeri bu düşünceleri uygulamaya koyacaktı.  Bu öyle bir dostluk ki, Mustafa Kemal'e "Sabahlara kadar uyumam, Ankara'yı beklerim. Şafak sökerken yatarım. Bilirim ki, İsmet'im uyanmıştır" diyecek kadar güvenebileceği ve onu terk etmeyecek bir dost…

 

Şimdi iki büyük insanın güven ve dostluğuna örnek oluşturacak başka bir tarihi olayı inceleyelim. Şeyh Sait ayaklanmasının Güneydoğu Anadolu'da yayılıp rejimi tehlikeye soktuğu günlerdi; Gazi hükümetin sert önlemler almasını istiyordu. Başvekil Fethi Bey ise sıkıyönetim ilanını yeterli görüyordu. O akşam Gazi yakın dostlarını Çankaya'ya çağırmıştı. Gazi, Falih Rıfkı ve Yakup Kadri ile sohbet ederken Fethi Bey ve İsmet Bey ayrı masalarda briç oynuyorlardı. Bu sırada Gazi'ye bir telgraf geldi. Haber endişe vericiydi. Gazi telgrafı okuduktan sonra yaveri ile Başvekil Fethi Bey'e gönderdi ve yanındakilere de olayı dikkatle izlemelerini söyledi. Mesajı alan Fethi Bey, kağıdı okuduktan sonra geri verdi ve tekrar oyununa döndü. Gazi bunun üzerine yaverden aynı mesajı İsmet Paşa'ya götürmesini istedi. İsmet Paşa mesajı okuyunca, masadan izin isteyip kalktı, Gazi'nin yanına geldi ve  "Önlem almak gerekir" dedi. Bunun üzerine Mustafa Kemal, masadaki arkadaşlarına dönüp "İşte farkları" diye fısıldadı.

 

Bu iki dost neler başarmadılar ki; yoktan var edilen ordularla savaş alanlarında İnönü'de, Sakarya boylarında, Dumlupınar'da Büyük Zafer'e ulaştılar. Düşman, binlerce ölüleri ile doldurduğu muharebe meydanını, muzaffer Türk silahlarımıza terk ederken, muharebe meydanlarında yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiler. Birbiri ardına yaşanan köklü değişimler, yine yoktan var edilen onlarca okul, fabrika, hastane… Ancak Başbakan İnönü'nün kısıtlayıcı ekonomik siyaseti, çok kişinin kendisine karşı cephe almasına yol açmıştı. Atatürk ile zaman zaman dış politika konusunda da anlaşmazlıklar oluyordu. 17 Eylül 1937 gecesi ikisi arasındaki gerginlik son haddini buldu. Olay, önemsiz bir konudan, bir bira fabrikasının açılmasını ilgilendiren ekonomik sorundan çıktı. Ziraat Vekili'nin açıkça eleştirilmesine karşı çıkan Başvekil İsmet İnönü, bundan önceki diğer vekiller hakkında yapıldığı gibi, fikri alınmaya gerekli görülmeden vekillerin istifaya zorlandığı, emrivakiler karşısında bulunduğunu, ileri sürdüğü görüşlerine güvenilmeyerek, başkalarından soruşturulmasına kırılmıştı. Ancak oldukça ağır olan aşağıdaki sözleri bardağı taşıran son damlalar oldu:

 

"En önemli memleket davaları ilgili olmayanlarla görüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor.  Sofradan emirler alıyoruz…"

 

İki dostun arasında birden soğuk rüzgarlar esti. Olayın sofrada ve herkesin önünde gelişmesi Atatürk'ü çok üzdü; o gece sofrayı erken terk etti. Ertesi gün, İstanbul'a hareket eden Atatürk'ün İnönü ile görev arkadaşlıkları sona erdi. Atatürk, Başbakanlık görevini Celal Bayar'a verdi. Bundan sonra İsmet İnönü ile dostlukları ölene dek ancak mektuplarla sürecekti. Bu dostluğun göstergesi olan Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü'nün birbirlerine yazdıkları mektuplar saygı, sevgi ve arkadaşlık bağlarının en güçlü örnekleri olarak tarihe geçen belgeler arasında yerini aldı. Atatürk'ün, 1 Ocak 1938 tarihli gece saat 23.45'de yazılmış, o günlerde ağır bir grip geçirmekte olan İsmet İnönü'ye mektubu:

                                                                                                        

" Benim sevgili dostum, kardeşim, aziz evladım!

Dün akşam yeni yıl tebrikini aldım, çok duygulandım. Derhal Başyaverimle, senin hakkındaki sarsılmaz kardeşlik ve arkadaşlık hislerimle tebriklerimi bildirdim. Bu defa biraz uzunca süren rahatsızlığın, senden ziyade beni üzdü. Zaman zaman, seni yatağında ziyareti düşündüm; rahatsız olmandan sakınarak bunu dolaylı yaptım. Artık iyisin! Yakın aldığım haberler, bunu doğrulamaktadır. Tekrar yeni senenin, senin, benim ve bütün Türk milletinin huzur, sükun ve parlaklıklar ile karşılaşacağının müjdesi gibi gördüğümü, size ulaştırıyorum… Derin muhabbetle, sarsılmaz kardeşlik, arkadaşlık hisleriyle gözlerinden öperim."

 

İsmet İnönü'nün Atatürk'e yazdığı biri 26 Temmuz 1938 diğeri 5 Ekim 1938 tarihli mektuplardan alıntılar:

 

"Büyük, Sevgili Atatürk,

Lozan günü vesilesiyle iltifatınızı söyletmek lütfunda bulundunuz. Kendi ızdırabınızı unutarak bana yeniden sağlık, bahtiyarlık verdiniz. Şükran ve minnetlerimi kabul burunuz. Velinimetim Atatürk, kesinlikle eminim ki bu hastalık günlerini geçireceğiz. Siz, bütün afiyet ve neşenizle ve şerefle daha çok uzun seneler millet ve memleketi idare buyuracaksınız. Derin tazimle ve dayanılmaz bir özleyişle ellerinizden öperim velinimetim.

 

Sevgili Atatürk!

Muhterem Celal Bayar bana sizin selamınızı getirdi. Çok sevindim. Sizin bir an evvel sağlığınıza kavuşmanız yegane ve samimi dileğimdir. İki mübarek ellerinizden, sevgili ve can verici yüzünüzden, doymadan binlerce öperim, sevgili Atatürk, büyük Atatürk, velinimetim Atatürk!"

 

 "Bir ülkede namuslular,  en az namussuzlar kadar cesur olmak zorundadırlar" sözünün sahibi olan Mustafa İsmet İnönü, dürüst bir devlet adamı idi. Kurtuluş Savaşı komutanlarından, Batı cephesinin kurucusu, ilk Genelkurmay Başkanı idi. Türkiye Cumhuriyeti'ne Başbakanlık yapmış asker, politikacı ve diplomat olarak değerli hizmetlerde bulunmuştu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren değerli devlet adamının içinde olmadığı tek bir siyasi olay düşünülemezdi. Ve Atatürk'ün sonsuzluğa göçünden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından devlet başkanlığı görevine İsmet İnönü getirildi. Reisicumhur seçildikten sonra İsmet İnönü, Atatürk'ün geçici kabrine konulduğu 21 Kasım 1938 günü Türk Ulusu'na seslenen bir bildiri yayınladı. Atatürk'ü en güzel ve anlamlı biçimde dile getiren ve bir edebiyat harikası olarak kabul edilen bildiri şöyledir:

 

Büyük Türk Milletine,

Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ihtiram kolları üstünde Ulu Atatürk'ün fani vücudu istirahat yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin onun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür. Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız ittiham gününde meydana atılmış, Türk milletinin masum ve haklı olduğunu iddia ve ilan etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir. En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezeli hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini ispat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardı.

 

" Ne mutlu Türküm diyene" dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını en manalı bir surette hülasa etmiş idi. Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiyetini, en kısa yoldan insanlığın en mütekâmil ve en temiz zihniyetiyle mücehhez, modern bir devlet haline getirmek, onun başlıca kaygısı olmuştur. Teşkilat-ı Esasiye'mizde ve bu gün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan laik, milliyetçi, halkçı, inkılâpçı, devletçi cumhuriyet bize bütün evsafıyla Atatürk'ün en kıymetli emanetidir. Üfulünden beri Atatürk'ün aziz adı ve hatırası, bütün halkımızın en candan duygularıyla sarılmıştır. Memleketimizin her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın beliğ misalidir. Türk milletinin aziz Atatürk'e gösterdiği sevgi ve saygı, onun niçin Atatürk gibi bir evlat yetiştirebilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.

 

Atatürk'e tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkımıza kalbimden gelen şükran duygularımı ifade etmeyi, ödenmesi lazım bir borç saydım. Milletler arasında kardeşçe bir insanlık hayatı Atatürk'ün en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümünün gördüğü ihtiramı insanlığın atisi için ümit verici bir müjde olarak selamlarım. Bu sözlerim, yazılarıyla ve toprağımızda şövalye askerleri ve mümtaz şahsiyetleriyle yasımıza iştirak eden büyük milletlere, Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.

 

Devletimizin banisi ve milletimizin fedakâr, sadık hadimi, İnsanlık idealinin aşık ve mümtaz siması; eşsiz kahraman Atatürk!  Vatan sana minnettardır. Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milleti ile beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran sönmez meşale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.  

 

İki dost, iki arkadaş, bugün Anıtkabir'de yine yan yana ve birlikteler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurtaran, kuran ve ülkemizi Ortaçağ karanlığından yeni zamanlar aydınlığına çıkarmak için çırpınan Mustafa Kemal Atatürk ve Mustafa İsmet İnönü, vatan size minnettardır…

 

                                                                                                                             

            

                                                                                                                             Nermin Özsel

 

 

sonra ›
‹ önce